OSMANLI SINIRLARI İÇERİSİNDE TEKSTİL ÜRETİCİLİĞİ

Tarafından | 14 Haziran 2018

Osmanlı İmparatorluğu sınırlarında yer alan Anadolu topraklarının yanı sıra Balkanlar’da ve Orta Doğu’da çok eski tarihlerden bu yana kumaş üreticiliği yapıldığı bilinmektedir. Osmanlı’nın yönetiminde bulunan çeşitli etnik gurupların da geleneksel bir takım yöntemleri bilerek üretim yaptıkları ve Osmanlı himayesinde özelliklerini korudukları görülmektedir.

Genel Tekstil Üretimi

Osmanlı topraklarında 14. ve 15. Yüzyıllarda zirve yapan kumaş üretiminin 16. yüzyılın sonundan itibaren gerilemeye başladığına dair bilgiler bulunmaktadır.194 Evliya Çelebi’den 1630’lu yıllarda tekstil malzemelerinin üretimini yapan esnafların istihdamı hakkında bilgi verilmektedir.

Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisindeki üretim yerlerinin genellikle 30-40 işçinin çalıştığı küçük ölçekli işletmeler olduğu bilinmektedir. Ancak bu bilgide ordu ve saray için üretim yapan fabrikaların bu genellemenin dışında tutulduğu görülmektedir. Başka bir kaynakta 18. yüzyılın sonunda Osmanlı sanayisinin sarsılmadığına, pamuklu ve ipekli kumaş üretiminin önemini koruduğuna değinilmektedir. Aynı kaynak sadece kendi ihtiyacını karşılamakla kalmayıp; Fransa’ya 1788 yılında 2.3 milyon livre değerinde pamuklu bez ihraç ettiği ve 1789’daki ağır gümrük vergilerine rağmen 187.000 livre değerinde ipekli kumaş ihracatı yapıldığı bilgisini de vermektedir.

Resim 20: III. Murat’a ait kaftan.

Halep’te 1830’larda 300 adet pamuklu dokuma yapan imalathane ile 200 adet düz ve desenli ipek kumaş üretebilen imalathane olduğu; Şam ve Bağdat’taki imalathanelerde kadınlar için Arap zevkine uygun kırmızı ve siyah desenleri olan kumaşlar üretilirken, ürünlerin Kuzey Afrika ve Güney Almanya’ya da ihraç edildikleri bilinmektedir.

Aynı kaynakta 19. Yüzyılın başlarında Bursa’da buhar ile çalışan 14 ipek fabrikasının olduğuna dair bilgide mevcuttur. Başka bir kaynakta İran’dan gelen ipeğin işlenerek kumaş yapıldığı ve bir kısmı ihraç edildiği, Kastamonu ve Manisa illerinin önemli üretim merkezleri olduğu yazmaktadır. Yalnızca kumaş üretimi yapılmamakta yarı mamul olan iplik üretiminin de gerçekleştirildiği bilinmektedir. Bugünkü Yunanistan sınırlarında bulunan

Teselya’daki Ambelekya kasabasında 24 boyahanede pamukların boyandığı, bükülerek iplik üretildiği bu mamullerin Almanya, Avusturya, Viyana, Peşte, Leipzig, Dresden, Anspach, Bayreuth şehirlerindeki fabrikalara gönderildiği bilinmektedir.

Osmanlı’da Baskılı Kumaş Üretimi

Anadolu’da “yorgan yüzü, bohça ve baş yemenisi için gerekli olan küçük boyutlu kumaşlara kalıpla basarak bezeme yapma yöntemi yazmacılık sanatı”200 olarak bilinmektedir. Eskiden beri yapılan baskılı kumaş üretiminin Osmanlı İmparatorluğu döneminde de devam ettirildiği ve İstanbul, Tokat, İzmir gibi vilayetlerde kurulan imalathanelerde üretim yapıldığı görülmektedir. 17. yüzyılda yastık ve çit basmacısı olarak iki ayrı grup esnaftan söz edilmektedir. Bu iki grup esnaftan yastık basmacısı olanların katranlı boyalar kullanarak yastık, perde, sofra örtüsü; çit basmacılarının ise çarşaf, yorgan, perde gibi ev tekstili ürünlerini desenlendirdiklerine dair bilgiler bulunmaktadır. Yine aynı kaynakta Evliya Çelebi’den alınan bilgilerden, İstanbul’da 15 dükkan içinde çalışan 55 kişinin yastık basmacısı; 25 dükkan içersinde 100 kadar kişinin ise çit basmacısı olarak çalıştığı bilinmektedir.

İstanbul vilayeti içersinde, 18. ve 19. yüzyıllardan önce yapılmış olan birkaç örneğe ait bilgiler ele geçmiştir. Topkapı Sarayı Müzesi’nde bulunan, 1480 tarihli Cem Sultan’a ait tılsımlı gömlek, 16. yüzyıla tarihlenen Şehzade Mehmet’e ait bohça, saray basmacılığı hakkında bilgiler vermektedir. III. Murat’a ait olan çintemani desenli kaftanın (bk. Resim 20) baskısında altın kullanıldığı203, IV. Murat’ın koyu mavi renkte kadife şalvarının (bk. Resim 21) üzerindeki ay ve yıldız motiflerinin ise damga baskı tekniğiyle yapıldığı204 bilinmektedir. 18. yüzyılda İstanbul’u ziyaret eden Carbognano’nun kaleme aldığı eserinde baskı kumaş adıyla geçen baskılı tekstil ürünlerinden sıkça bahsedilmektedir ve bunun yanı sıra damgahane olarak adlandırılan bir tür kumaştan da söz edilmektedir. Kaynağa göre damgahane, “altın ya da gümüş puanlı kumaş” olarak tarif edilmektedir. Bu kumaş çeşidinin, sarayın baskılı kumaşları arasında yer alan 16. yüzyıla tarihlenen III. Murat’a ait kaftanın desenlendirilmesiyle paralellik gösterdiği görülmektedir.

Resim 21: IV. Murat’a ait kadife şalvar.

18. yüzyılda saray erkânının da baskılı kumaşlardan elbiseler giyindiği bilinmektedir. Dolmabahçe Sarayı’nda terzilik yapan Uzun Dimitri’nin, 1754 yılında Üçüncü Kadın Efendi Mahinev Hanım’a; “güvezi, leyleki beyaz çiçekli basmadan iki entari” diktiğine dair bilgiler bulunmaktadır.

Kumaş baskıcılığı yapılan boyarmaddelerin kumaş üzerine sabitlenmesi için tuzlu suya ihtiyaç duyulduğundan, İstanbul’daki imalathanelerin genellikle Üsküdar, Yeniköy, Kandilli, Samatya, Yedikule gibi kıyı semtlerinde kurulduğu bilinmektedir.

18. yüzyılda Bebek’te basma imalathanesi olduğunu ve sonradan tülbent üzerine renkli desen basan basmacıların çoğunluğunun Langa Yenikapısı’nda ve Üsküdar’da bulunduğuna dair bilgiler vermektedir. Üsküdar’a Asya’nın iç bölgelerinden pamuk, balmumu, ipek ve Hindistan’dan müslin adı verilen kumaşların geldiği bu ürünlerin ise baskılı kumaş üretimi yapılan imalathanelerce alındığı düşünülmektedir.

Bir diğer kaynakta Boyacıköy’ün adını Kırkkilise (Kırklareli)’den III. Selim (1761-1808) döneminde göç eden ve kumaş boyacılığı yapan Kafkaryodi ailesinden aldığı bilgisi verilmektedir. Yine İnciciyan’a ait kaynakta, Kuzguncuk’ta Kayserili Serkis Kalfa tarafından kurulmuş ve daha sonra Üsküdar’a taşınmış bir imalathanenin bilgisine yer verilmektedir. Sultanahmet ve Langa’da yer alan ve içerisinde toplam 42 basmacı tezgâhı bulunan iki imalathaneden de söz edilmektedir.

Farklı bir kaynakta, 1725 tarihinde İstanbul’daki basmacıların 27 gedik olduğu ve atölyelerin tümünün Çemberlitaş’taki Vezir Hanı’nda toplandığı; 1729 tarihinde ise basmacıların topluca Binbirdirek sarnıcının olduğu yerde yapılan atölyelere taşındıkları bilgisi verilmektedir.

Ayrıca aynı kaynakta, Yenikapı sur dışında basmacılara 15 oda daha ayrıldığı ve gedik sayısının 42’ye çıkarıldığına dair bilgi mevcuttur. Bu atölyelerde en az beş kişinin çalıştığı ve bu işçilerin her birinin elinde bir rengin basılmasını sağlayacak şimşir kalıpların olduğu ve işlem esnasında basılacak bezin önlerinden geçerek en son ustanın eline geldiğine kadar tamamlanmış olduğu bilgisi verilmektedir.

Aynı kaynakta İstanbul’da yapılan baskılı kumaş üretimi yalnızca imalathanelerde yapılan üretimle sınırlı olmadığının da bilgisi verilmektedir. İmalathane sahibi olmayan Ermeni tüccarların, özellikle sahil kenarında yaşayan kadınlara Manchester’dan ithal ettikleri kumaşları işlemeleri için verdikleri bilinmektedir.

Farklı bir kaynakta baskıcılık işiyle uğraşan esnafın Kapalıçarşı’da ayrı bir bölümünün olduğu ve kalıp oyan esnafın ayrı olduğundan ancak bazen her iki işi yapan esnaflarında bulunduğundan söz edilmektedir. İstanbul’dan sonra baskılı kumaş üretiminin büyük bir kısmı Tokat ve civarında da yapılmaktaydı. Özellikle Tokat, Yozgat ve Kastamonu kendine has üslubuyla tanınmakta, Tokat ilinin gelirinin ise Valide Sultan’a tahsis edildiği bilinmektedir.

Tokat’ta 19. yüzyılın başlarında İngiliz menşeli kumaşlara desen basan iki adet imalathanenin var olduğu; sonraları ise bu sayının artarak 1800 çalışan kapasiteli 150 adet boya ve baskı imalathanesinin de faaliyetini sürdürdüğü bilinmektedir. Bu imalathanelerde, kumaşların üzerine siyah desenler basıldıktan sonra istenilen renge boyandığı ve farklı renkte desenler zanaatkârlar tarafından el ile işlendiği bilgisi verilmektedir.

Tokat’a Adana civarından pamuk geldiği ve burada iplik haline getirilen pamuktan kumaş dokunduğu, boyama ve basma yapıldığı, 18. yüzyılın ortalarında Tokat basmalarının Karadeniz’in kuzeyine ihraç edildiği bilinmektedir.

Resim 22: Çocuk yorganı.

Anadolu’nun diğer illerinde de 18. ve 19. yüzyıllarda kumaş baskıcılığının yapıldığı hakkında bilgiler mevcuttur. Şanlıurfa’da kumaş boyama ve basma işinin yanı sıra baskı için kullanılan kalıpların yapımına dair bilgiyi barındıran; ağaç oymacılığının da önemli bir sanat olduğuna dair bilgiler vardır. Diyarbakır’da 1857’de 14 başörtü basmahanesi, 1864’te ise 7 adet ipek kumaş üzerine baskı yapan imalathane kayıtlara geçmiştir. Aynı kaynakta 19. yüzyılda, Trabzon vilayetinde ortalama 10 işçinin çalıştırıldığı; İzmir’de ise toplamında 1000’e yakın kişinin istihdam ettirildiği imalathanelerin mevcut olduğu, Harput ve Malatya vilayetlerinde de baskı işi yapan imalathanelerin bulunduğu bilgisi verilmektedir. Kıbrıs’ın tülbentlerinin öncelikli tercih edilen ürünler arasında bulunduğu yine aynı yerde divanları örtmek için basma imal edildiği bilinmektedir.

Başka bir kaynakta 12 Temmuz 1763 İzmir limanından ihraç edilen çeşitli tekstil malzemeleri arasında basma mumi olarak adlandırılan ve basma mendil olduğu belirtilen ürünlerin var olduğu bilgisi verilmektedir 222 . Bu imalathanelerde maliyeti düşürebilmek adına ithal kumaşlar üzerine baskı yapıldığı da bilinmektedir. Ancak bu ürünlerin kalitesinin düşmemesi adına özellikle İstanbul ve Bursa gibi merkezlerde denetimlerinin arttırıldığı da görülmektedir.

Kullanılan Desenler, Renk ve Boyarmaddeler

Osmanlı’da kumaş baskıcılığı sanatında kullanılan desenler çeşitlilik göstermektedir. Saray içi ya da saraya üretim yapan atölyelerin desenlerinin, saray nakkaşları tarafından yapıldığı ve 40-50 nakkaşın bu iş için çalıştırıldığı bilinmektedir.

Desenlerin hazırlanmasında en önemli husus, görüntüsünden faydalanılan maddenin aslına benzetilmemesidir. Tahsin Öz, bu durumu şu şekilde açıklamıştır; “Hayvan motiflerinin kullanılma ve terkibinde, bunların asıllarının tanınmayacak bir şekilde girmesinde, İslamiyet’in tesiri olduğu inkar edilemez. Fakat zamanla zevkin değişmesini ve incelmesini de göz önünde tutmak gerekir” .

Kullanılan desenler ise; “leopar beneği, kaplan çizgisi, rumi, kuş, geyik, tavus tüyü, güneş, ay, yıldız, Çin bulutu, lale, karanfil, gül, sümbül, çiğdem, şekayık, nilüfer, yasemin, çadır çiçeği, çarkı felek, zambak, zülfü arus veya zülfüyâr, şeftali ve nar çiçekleri, yelpaze ve çam kozası” olarak belirtilmiştir. Başka bir kaynakta ise; stilize nohut, fasulye, kabak ve sarmaşık yaprakları, kadife çiçeği, zerren, armut çiçeği, ikiye bölünmüş nar, ejder, güneş, saplı ayna, servi, çok köşeli yıldız, hatai, ağaç filizlerinin de resmedildiği yazmaktadır.

Türk kumaşlarının kendilerine has üslupları dışında Avrupa ile yapılan ticari teması neticesinde Barok ve Rokoko sanatına özgü çiçek desenlerinin de kullanıldığı bilinmektedir. Kumaşların desen üsluplarının yanı sıra renklerinin de kendine özgü olduğu bilinmektedir. Osmanlılı üreticilerin en sık kullandığı Türk kırmızısı renginin yanı sıra; siyah, beyaz, mavi, yeşil, sarı, aseli, bej ve koyu fındıkîye yakın bir renk olan sürmayinin de kullanıldığı bilinmektedir.

Çini mavisi, güvez, pişmiş ayva, safran sarısı”228 gibi renklerin de basmacılıkta kullanıldığı bilinmektedir. Özellikle Kandilli yazmalarındaki sarı, siyah, kırmızı renkler dikkat çekmektedir. Başka bir kaynakta krem ve kahverenginin de kullanıldığını, siyahın az üretilen bir renk olduğunu ve iki farklı rengi karıştırarak da renk üretildiğini yazmaktadır.

Resim 23: Çocuk yorganı 2.

Anadolu’nun bitki örtüsü bakımından zengin olduğu ve kumaş boyamacılığı alanında kullanılan bitkilerin sık bulunduğu bilinmektedir.

Özellikle kökboyanın, Anadolu’nun boyacılık geçmişinde önemli ve sembolik bir yer tuttuğuna dair bilgiler mevcuttur. Aynı kaynakta kökboyanın, Fransızca: Garance; İngilizce: Madder; Almanca: Färberröte, Krapp; İtalyanca: Robbia; Latince: Rubia. Anadolu’da ise; boyalık, boyalık otu, boya sarmaşığı, boya kökü, boya pürü, boya pürçü, boya çili, kırmızı boya, kırmızı kök, yumurta boyası, çubuk boyası, dil kanatan gibi farklı isimlerle tanımlandığının bilgisi de verilmektedir. İç piyasa için üretildiği kadar ihracatının da yapıldığı bilinmektedir.

En çok yetiştirildiği yerler; Anadolu topraklarında; İzmir, Manisa, Alaşehir, Salihli, Kula, Demirci, Gördes, Uşak, Ankara, Afyon, Konya, Kayseri, Kırşehir, Aksaray, Ürgüp, Çankırı, Tokat, Amasya, Sivas, Adana, Diyarbakır232, Kütahya, Niğde, Malatya, Çorum, Isparta, Burdur233 olarak bilinmektedir. Özellikle Türk alı olarak bilinen boyanın bu maddeden elde edildiği ve Bursa, Edirne ve Teselya’da uzun zaman yapıldığına dair bilgiler mevcuttur.

Kökboyanın içeriğinde bulunan Rubeierythrin asidi (Alizarin glikozidi), Purpuroxanthin, Purpurin, Pseudopurpurin, Rubiadin glikozitleri gibi maddelerin çeşitli mordanlama yöntemleri kullanılarak, birçok rengi elde etmenin mümkün olduğu bilinmektedir.

Ancak aynı kaynakta farklı bölgelerde yetişen boya bitkilerindeki boyayıcı maddenin yoğunluğu, kullanılan suyun sertliği, kaynama derecesi, boyayı hazırlayan kişinin becerisi gibi farklı etkenlerin istenilen rengin elde edilmesini etkilediğine de değinilmektedir.

Kökboya kullanılarak bir rengin hazırlanması için çeşitli reçetelerin kullanılması gerektiği bilinmektedir. Daha açık olabilmek adına bazı renklere ait reçetelerin verilmesi uygun görülmektedir. Mesela, 20 gr kökboya, 10 gr şap ve 6 litre su kullanılarak 100 gr ipliği ıhlamur çiçeği rengine boyamak mümkün olduğu gibi; 20 gr kökboya ile 10 gr limon asidi, 10 gr şap, 20 gr tuz ve 6 litre suyun uygun biçimde karıştırılmasıyla 100 gr yünü dana dili rengine boyayacak boyarmadde elde edilebileceği bilinmektedir. Yine 100 gr yünün; 20 gr kökboya, 20 gr demir sülfat (karaboya) ve 6 litre su ile 20 gr demir sülfat (karaboya) ve 6 litre su ile geyik kahvesi rengine boyanabileceği bilgisi de mevcuttur. Kökboyanın kullanılmasıyla yapılan boyanın ışık haslığının yüksek olduğu ve boyanan elyafın sıkışmasını sağlayarak kumaşın mukavemetini arttırdığı da bilinmektedir.

Başka bir kaynakta 18. ve 19. yüzyıllarda Osmanlı topraklarında kullanılan renk, boyarmadde ve yardımcı malzemelere değinilmektedir. Acem neft ağı, altın sarısı boya, Arap zamkı, ardıç tutkalı, aşı, bakır pası rengi boya, balık tutkalı, kaşi* laciverdi, kına rengi boya, lacivert, lak, neft yağı, sarı boya, sarı tutkalı, siyah boya, siyah tutkalı, sülüğen, terebentin, yeşil boya, zeytuni tutkal bu ürünlerin Osmanlı topraklarında üretildiği bilinmektedir. Ayrıca Avrupa yapımı olan bazı ürünler de Frenk laciverdi, Frenk sülüğeni, Frenk üstübeci, Hint çividi, İngiliz sülüğeni, İngiliz üstübeci olarak bilinmektedir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir