OSMANLI ERKEK KIYAFETLERİ

Osmanlı erkek kıyafetleri
Tarafından | 3 Şubat 2022

Osmanlı Erkek kıyafetlerindeki değişim batılılaşma hareketleri ile birlikte bir anda ortaya çıkmamıştır. Erkek kıyafetindeki değişim Fatih Dönemine kadar gitmektedir. Ama gelenekçi yapıdan uzaklaştığı modern geçiş süreci III. Selim Dönemi ile birlikte olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nda erkek kıyafetinin batılı anlamdaki evriminin temelinde savaşlarda kaybedilen mukavemeti geri kazanma adına orduda yapılan reform hareketleri oluşturmaktadır. Dolayısı ile erkek kıyafetindeki değişim süreci ordu ile başlayıp ardından halka doğru yönelmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu’ndaki sosyal statü arasındaki farklılık kılık ve kıyafetlerle ortaya konmuştur. Kıyafetlere yüklenen bu hiyerarşik mertebelere Fatih Dönemine kadar ulaşmaktadır. Fatih Döneminde saray erkânı için düzenlenen kıyafet değişiklikleri Fatih Kanunnamesi’nde direk olarak belirtilmiştir. Bu değişiklikler kumaş, renk ve biçim tarzları hakkında olmuştur. Osmanlı’ya kılık kıyafet bağlamında genel olarak bakıldığında en özgür dönemin Lale Devri Dönemi olduğunu söylemek mümkündür. Bu dönemdeki sanata ve estetiğe verilen önem ve savaşsız bir ortamın olması, rahat bir sosyal işleyişi tesis etmiştir. Lale Devri’nde tahtta olan Sultan III. Ahmet (1703-1730), teşrifat merasimlerinde bazı düzenlemeler yaparak saray erkânının kıyafetleri hakkında küçük yeni düzenlemeler yapmıştır. Karlofça ve Pasarofça anlaşmalarının ardından batılılaşma mecburiyeti hisseden Osmanlı III. Selim Dönemi ile birlikte kılık kıyafette ciddi bir batı eğilimi göstermiştir.

III. Selim devri (1789-1807) ile birlikte yapılan kıyafet değişiklikleri ilk olarak askeri alanda başlamıştır. III. Selim’in orduda böyle bir değişikliğe gitme sebebine bakıldığında ise hiç şüphesiz Avusturya ve Rusya karşısında yeniçeri askerlerinin başta olmak üzere, bütün ordunun disiplinsiz bir çerçevede yer almış olmasıdır. Yeni ordu anlamına gelen “Nizam-ı Cedid”i kuran III. Selim, askerlerin kılık ve kıyafetlerine köktenci bir batılı form yerine geleneksel kıyafetler üzerinde bazı değişikliklere gitmiştir. Yeni ordunun kıyafetleri daha nizami ve dar kesimli bir şekilde oluşmuştur.

Nizam-ı Cedid Ordusu’nun yeni kıyafetleri olarak batılı devletlerin ordularında yer alan pantolon ve setre tercih edilmemiş bunun yerine dar kesimli şalvarlar ve uzun mintanlar kullanılmıştır. Rütbesiz askerler paçası diz sınırında olan “sıkma” adı verilen şalvar formlu kıyafeti pantolon yerine kullanmış ve üzerine uzun bir mintan giymiştir. Rütbeli askerler ise alt kısımda şalvar, üstte erlere göre kısa formlu “entariler” ve “boy cepkenleri” tercih edilmiştir. Kullanılan kumaşlar, genellikle yerli çuha kumaşından üretilmiştir. Kullanılan renkler ise kırmızı, mavi ve siyah tonlarında yer almıştır.

osmanlı erkek kıyafetleri

Resim 3: III. Selim’i selamlayan Nizam-ı Cedid Ordusu’nun geçiş alayı

Nizam-ı Cedid Ordusu’ndaki kıyafetlere detaylı bakıldığında başlardaki sağa yatık kırmızı renkli börkler dikkat çekmektedir. Ayıca bellerdeki kemer detaylarında hamaili formlu veya sarı tokalı kemerlerin tercih ettiği görülmektedir. Ayaklarda kırmızı renkli kırmızı yemeniler yer almaktadır.

osmanli erkek kiyafetleri 2

Resim 4: Rütbelere göre Nizam-ı Cedid askerlerinin kıyafetleri

Askeri kıyafetlerden başlayan batılı değişimler, dönemi itibariyle sivil halkın da kıyafet algısını şekillendirmeye başlamıştır. Bununla birlikte devlet içerisindeki dini cepheyi temsil eden ulema sınıfı bu kıyafet reformuna çok sert refleks göstererek muhalefet etmiştir. Bu muhalefet yeni ordu birliği olan Nizam-ı Cedid’i istemeyen yeniçerilerin 1807 yılındaki isyanının da eklenmesiyle III. Selim’im reformist değişim çabası sona ermiştir. Böylelikle Nizam-ı Cedid Ordusu ortadan kaldırılmıştır.

osmanli erkek kiyafetleri 3

Resim 5: Asakir-i Mansure-i Muhammediye ordusunun 1829 kıyafet reformundan önceki elbiseleri

Avusturya, Rusya savaşları, “Dağlı Eşkıyasının İsyanları”, “ayanlarla mücadele”, “Kabakçı Mustafa Paşa İsyanı” ve sonunda Nizam-ı Cedid Ordusu’nun ortadan kaldırılmasıyla ciddi şekilde yıpranan III. Selim, 1808’de tahttan indirilmiştir. Yerine geçen IV. Mustafa da kısa süreli tahtta kalmış ve aynı yıl yerine II. Mahmud tahta geçmiştir. II. Mahmud yenileşme sürecinde tebaanın (halkın) ve ulemanın (dini otoritenin) güvenini kazanma adına ilk dönemlerinde batılı gelişmelere kendini kapalıymış gibi göstermiştir. Bununla ilgili çok sert fermanlar da çıkarmıştır. Buna örnek kadınların bedreng (siyahın açığı, kirli siyah) dikkat çekici yakaları olan feraceleri giymeleri yasaklanmış ve hızlı bir emirle bu kıyafetlerin giyilmemesi hakkında mahalle imamlarına ve bekçilere bilgi verilerek sokak aralarında ilan edilmiştir. 25 Ağustos 1811 yılında kadın elbiseleri hakkındaki kararı şu şekildedir:

“Bedrenk feraceler ve büyük ferace yakalarına zenan içün yasak ve tekdir olunacakları ifade ile, mehakime fermanlar neşr ve mahalle imamlarına tembih ile Mahalle bekçileri; bedrenk ferace ve büyük yaka giyüp hatunlar şehirlerde ve sokaklarda gezmemelerini Ferman vardur bilmiş olun deyü sada-yı bülent ile mahalleleri aralarında nidası kayıt olundu,

1.Mahmud, ilerleyen dönemde siyasi otoritesini daha sağlam bir yapı haline getirince batılı anlamdaki reformlarını hayata geçirme atılımına başlamıştır. İlk olarak büyük bir engel teşkil eden Yeniçeri Ocağını 1826’da ortadan kaldırarak yerine Âsakir-i Mansure-i Muhammediye Ordusu’nu kurmuştur. Batılı tarzdaki kıyafet değişimini bu orduda şekillendiren II. Mahmud, Nizam-ı Cedid Ordusu’ndaki üniformalara benzer kıyafet düzenlemeleri yapmıştır. Sadece değişiklik giyilen başlıklarda olmuştur. 7 ile 10 arasında değişen “şubara” adıyla bilinen başlıklar getirilmiştir. Bununla birlikte Nizam-ı Cedid’de olduğu gibi boy cepkenleri, sıkma şalvarlar kullanılmıştır. Nizam-ı Cedid Ordusu’ndan ayıran bir diğer farklılık da kullanılan kumaşlardır. Nizam-ı Cedid askerlerinde daha çok çuha tercih edilirken Âsakir-i Mansure-i Muhammediye’de kadife tercihe edilmiştir. Kullanılan renklere bakıldığında yine kırmızı ve mavi tonların hâkim olduğu görülmektedir.

1.Mahmud, 03.04.1829 tarihinde ilan ettiği nizamname kararları ile öncelikle ordunun kıyafetlerinde ve ardından da bütün memurların kıyafetlerinde batılı anlamda düzenlemeler yapmıştır. Avrupai düzenlemeler yaparak radikal değişim kararları almıştır. Nizamnamede padişahtan başlayarak devlet görevlilerine, askerler ve bütün sivillere giyecekleri kıyafetlerle ilgili köktenci bir reform gerçekleştirilmiştir. Kısa sürede uygulamaya geçen bu kararlarda en dikkat çeken Avrupai elbise karakteristiği olarak setreler, pantolonlar dikkat çekmiştir. Fakat kıyafet reformunun asıl sembolü fes inkılabı ile belirgin hale gelmiştir. Çünkü sarık tamamen İslam kültürü içerisinde gelişen bir kıyafet uygulaması idi dolayısı ile sarık ve kavuktan vazgeçen siyasi bir İslam halifesi olarak II. Mahmud, batılılaşma konusundaki köktenci siyasetini fes ile açıkça ortaya koymuştur.

osmanli erkek kiyafetleri 4

Resim 6: 1831 reform sonrası Osmanlı sivil kıyafetlerini tasviri

Askeri alanda başlayan kıyafet yenilikleri 1829’da sivil devlet görevlilerini de etkilemiştir. Artık bu yeniliklerle birlikte toplumun her alanında sarık ve cübbe dönemi bitmiş yerini batılı tarzda olan fes, pelerin ve pantolon gibi yeni kıyafetlere bırakmıştı. Bu reformlar sadece kıyafetle kalmayıp sosyal hayatın işleyişi içerisinde yer alan her objeye ulaşmaya başlamıştır. Günlük ev eşyalarından, mimariden ve kamusal eğlence alanlarına varana kadar birçok alanda Osmanlı İmparatorluğu köktenci bir değişime başlamıştır.

Ulema sınıfının temsil ettikleri dini konum itibari ile fes giymeleri hakkında bir zorunluluk getirilmemiştir. Devletin her kademesi pantolon giymeye başlarken fes giymeyen ulema sınıfı da pantolonu anımsatan dar kesimli şalvarları tercih etmişlerdir. Bu şalvarlara “elifi şalvar” denmiştir.

Asakir-i Mansure-i Muhammediye’nin kıyafet reformundan sonraki halinde ise dilimli uzun başlıklar tamamen ortadan kalmıştır. Bunun yerine püsküllü fesler getirilmiştir. Elbiseler tamamen gömlek, ceket ve pantolon üzerine inşa edilen üniformalar haline gelmiştir. Yeni üniformalarda kırmızı tonlarının yanı sıra kahverengi ve koyu mavi tonları ön planda yer almaktadır.

osmanli erkek kiyafetleri 5

Resim 7: Asakir-i Mansure-i Muhammediye ordusunun 1828 kıyafet reformundan sonraki elbiseleri

Osmanlı İmparatorluğu’ndaki bu değişim tek tip kıyafet reformunu ortaya çıkardığından Müslümanlar ile gayrimüslimler arasında belirleyici bir görsel kanal olan kıyafetler böylelikle ortadan kalmıştır. Daha öncesinden takılan başlıkların şeklinden rengine varana kadar din ve milliyet temsiliyeti taşırken artık fesle birlikte büyük ölçüde bu ortadan kalkmıştır. Bununla birlikte bu durumdan rahatsız olan Müslüman tebaa da ortaya çıkmış fakat yeni kıyafetlere olan adaptasyon süreci kısa sürdüğünden bu rahatsızlık da ortadan kalkmıştır.

Devlet kadrolarından başlayan kılık kıyafet reformu, kısa sürede sivil halk tarafından da benimsenmiş ve yeni elbiselere olan talep hızla artmıştır. Genellikle reformun ilk safhasında yurt dışından ithal olarak getirilen, başta fes olmak üzere, birçok ürün sivil halkın taleplerini karşılayamaz hale gelince 1833 yılında Eyüp’te Haliç kıyısında yer alan Feshane açılmış ve yerli hammaddeler kullanılarak alafranga tekstil ürünleri üretilmiştir.

Bu değişimde bizzat II. Mahmud, kendi giyimi ile örnek teşkil etmiştir. Portrelerini genellikle giymiş olduğu Avrupai elbiselerle yaptırmış ve bunları devlet dairelerine astırmıştır. Bu portrelerde giymiş olduğu elbiselere genel olarak bakıldığında pelerinler, lacivert ceketler, mavi setreler, püsküllü fesler ve yandan şeritli olan beyaz pantolonlar en çok dikkat çeken elbiseleri arasında yer almıştır. II. Mahmud, kıyafet reformunu kalıcı hale getirme adına zaman zaman halkın içerisinde ziyaretlerde bulunmuştur. Bu ziyaretlerde giymiş olduğu yeni Avrupai kıyafetlerle halka örnek olmayı hedeflemiştir. Kısa sürede bütün Osmanlı tebaasında sarık ve cübbe geleneği sona ererek pantolon, fes, gömlek, boyun bağı, muhtelif renkte setreler benimsenmiştir. Bu radikal değişim ile birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nun din, milliyet, meslek, mezhep, siyasi mertebe başta olmak üzere, birçok yaklaşık olarak 500 yıllık geleneksel kıyafet adabı ortadan kaldırılmıştır. Askeri alanda başlayan kıyafetlerdeki reform hareketleri toplumun her alanına kısa sürede yayılmış ve çok hızlı bir şekilde benimsenmiştir.

Resim 8: Kıyafet reformundan sonra II. Mahmud

Resim 8: Kıyafet reformundan sonra II.Mahmud

3 Kasım 1839 tarihinde imzalanan Tanzimat Fermanı ile birlikte bütün devlet bürokrasisi yeniden inşa edilmiştir. Tanzimat Fermanı, Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupai tarzdaki modernleşmenin ilk resmi adımı olarak kabul edilmiştir. Tanzimat’la birlikte Sultan Abdülmecit Döneminde (1839-61) de bir önceki II. Mahmud dönemindeki gibi kılık kıyafet noktasında Avrupai değişim devam etmiştir. Askeri kıyafetlerdeki setre ve pantolon kullanımı bu dönemde de görülmüştür. Bir önceki dönemde kullanılan aşağıda geniş yukarı doğru daralan “Tunus fesleri” kullanılmaya devam edilmiştir. Yine setre pantolon ve fes bu dönemin kemikleşmiş Avrupai kıyafetlerin temelini oluşturmuştur. Tanzimat’ın ilan edilmesiyle kıyafet reformu sadece erkeklerle kalmayıp kadınları da kapsamıştır. Kadınlarda da daha açık renk feraceler ve daha şeffaf yüz peçeleri görülmeye başlanmıştır. Ayrıca, özel mülkiyet ve şirket kurma özgürlüğü de sağlayan Tanzimat fermanı ilanının ardından birçok tekstil fabrikası da hızla açılmaya başlamıştır.

osmanli erkek kiyafetleri 7

Resim 9: Kadını özgür kılan Tanzimat fermanının ilanı karikatürü

Abdülaziz Dönemine (1861-1876) gelindiğinde ise askeriyedeki üniformalara yönelik Avrupai değişim devam etmiştir. Bu dönemdeki kıyafetler şekil olarak formalarını korurken detaylarda yer alan süslemeler dikkat çekmiştir. Özellikle üniformaların ön kısmında yer alan işlemeler, püskül saçaklı apoletler, kollarda bulunan şeritler ve kılıç kemerleri oldukça önemli bir noktada yer almıştır. II. Mahmud döneminde çokça görülen fes püsküllerinin tutturmaya yarayan “ferahi”ler ortadan kaldırılmıştır. Ancak sivillerin kullandığı feslerle karışmaması için püsküller tek bir noktada toplanıp püskül topuzu şeklinde fese sabitlenmiştir.

Bu dönemde yenilikler sadece kıyafet ve ordu bağlamında kalmayarak kamusal alana hızlı bir şekilde entegre edilmiştir. Eğlence alanları, mesire alanları, oteller, apartman yaşamı, içkili mekânların çoğalması başta olma üzere, birçok yeni gelişme alafranga erkek tipini ortaya çıkarmıştır. Bu dönemde özellikle Fransız modasının ve Fransız kültürünün hâkim olmaya başladığını söylemek doğru bir tespit niteliğindedir. Bu dönemdeki alafranga erkek tipinde Fransız modasına uygun kıyafetler giyen ve muazzam Fransızca konuşan bir çerçeve gelişmeye başlamıştır. Tüm bu gelişmeler yaşanırken alafrangalık-alaturkalık veya geleneksellik-yenilik tartışmaları da baş göstermeye başlamıştır.

Eski yeni tartışmasının ardından, kıyafetteki alafranga geleneğini birebir taklit etmenin karşısına geçmek adına, İstanbul’da bulunan terziler bazı değişikliklere giderek yerli unsurları ele almışlardır. Setre ve pantolonlar üzerinde ufak değişikliklerle “istanbulin” adı verilen yeni elbiseler tasarlamışlardır. Böylelikle istanbulinler, erkek elbiselerindeki alaturka-alafranga tartışmalarını nihayete erdirmiştir. Tanzimat’tan meşrutiyetin ilanına kadar erkek kıyafetlerinde istanbulinler oldukça önemli bir noktada yer almıştır. İstanbulinlerin bel ile diz üstüne gelen kısımları dallı etek formunda şekillendirilmiştir. Ayrıca, göğüs hizasından başlayıp, omuz başlangıcına kadar olan düğme süslemeleri de dikkat çekmektedir. Bu düğmeler kimi zaman tek sütun halinde de şekillendirilmiştir. Ayrıca, istanbulinlerin kullanım alanları devlet erkânına da intisap etmiştir. Devlet erkânının kullandığı istanbulinlerde belirgin olarak motif, nakış süslemeleri yer almaktadır. Kısa sürede batılılaşmayı destekleyen Müslüman tebaa tarafından popüler haline gelmiştir.

19.yüzyılın son padişahı olan II. Abdülhamid, 1876’ya gelindiğinde imzaladığı ilk anayasa olan Kanun-i Esasi’de devlet ve sivil halkın kıyafetleri, resmi bir düzenleme çerçevesine alınmıştır. Askeriyede hareket kabiliyetini sınırlandıracak şalvar, sıkma, mintan ve camadanların küresel bağlamda askerlik düzenine uygun olmadığı ifade edilerek giyilememesi konusunda resmi karar netleştirilmiştir. İlerleyen süreçte, 1879 yılında, askerlerin sadece setre ve pantolon giyebileceği kararı verilmiştir.

Abdülhamit Döneminde, sosyal yaşam içerisinde istanbulin kullanımı çok fazla tercih edilmemiştir. Bunun yerine diz kapağı hizasının altına kadar uzanan geniş etekli ve arkadan yırtmaçlı olan redingotlar artık moda haline gelmiştir. Redingot giyimi, gömlek ve yeleklerin ön parçaları çıkarılacak şekilde giyilmiştir. Daha açık bir ifade ile redingot daima önü açık giyilirdi. Daima gömlekte bir boyun bağı yer almıştır. Yakaları ile manşetleri kolalanmış Fransız gömlekleri de bu döneme damgasını vuran diğer erkek kıyafetleri arasında yer almıştır. Zaman içerinde Frenk gömleklerinin dar kesimleri ve boyun bağı kullanımına aşina olamayanlar da ortaya çıkmış olmasından kaynaklı olsa gerek bu dönemde bu duruma çare olarak kimi kesimlerce istanbulinin kullanılmaya devam ettiği de tespit edilmiştir.

Katman

19.yüzyılın ilk çeyreğinde elbisede kat formu halen devam etmekteydi. Katmanlar kıyafetlerin üst üste gelen bağımlı veya bağımsız parçaları olarak kullanılmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nda birçok katın giyilmesi, her zaman tören elbisenin karakteristiği olmuş ayrıca, zenginlik ve statü belirtisi haline gelmiştir. Katlar, Türk elbisesinin İslami merkezli özel bir karakteristiğidir. Bununla birlikte katman tarzı giyim, vücut formunu bozan ve mahremiyetin ifşasını ortadan kaldıran bir niteliğe sahip olmuştur. Katman olarak giyilen kıyafetler, sadece bir diğerinin üzerine giyilecek boyutta olmayıp, tüm katmanların malzemelerini gösterecek tamamlayıcı bir konsept halinde yer almıştır. Kısacası Osmanlı kıyafetlerindeki katman fazlalığı birbirini deforme edici veya engelleyici şekilde olmayıp belli bir uyum içinde bütünlük sağlamıştır.

Kullanılan kesimler ve renkler bu uyumu göstermektedir. Resim 10’da yer alan Osmanlı memurunun kıyafetlerine bakıldığında üç katmanlı (Detay A- B- C) bir elbise formu dikkat çekmektedir:

osmanli erkek kiyafetleri 8

Resim 10: 19. yüzyılın başlarına ait bir Osmanlı memuru tasviri

Osmanlı kıyafetinin çok belirgin bir özelliği, katmanlaşma fikridir. Giysiler, boyun çizgisinde ortaya çıkacak ve giysilerin altından çeşitli malzemeleri koyacak şekilde imal edilir. Kollar, uzun bir formda tasarlanmış ve bu kolların bilek hizasından sarkan, püskül süsü içeren, tamamlayıcı unsur ve motifler yer almıştır. Sondaki uçları olan geniş kollu iç kovan uçlarına bir bakış sağlar. Katların uçları, hem astarları hem de altına giyilen giysileri göstermek için kanala girer. Resimde de görüleceği üzere, ilk kat şalvar ikinci katta ferace üçüncü katta da süslü bir kadife kaftan yer almaktadır.

Kıvrım (Dal)

Osmanlı İmparatorluğu’nda geleneksel Türk erkek kıyafetleri arasında geniş kıyafet giymek karakteristik bir unsur haline gelmiştir. Dolayısıyla, kıyafetlerde tercih edilen kıvrım veya eski bir ifade ile dal kesimleri çok geniş, adeta kabak dilimi formuna gelme derecesine kadar ulaşarak, bol kıvrım kesimleri kullanılmıştır. Bu sebeple kıyafetlerin bedeni tam olarak ortaya çıkarması engellenmiştir. Diğer bir yönüyle de, elbiselerin ütülü denilebilecek düz formları yitirilmiştir.

Bu durum tamamen Müslüman erkek kimliğinin mahremiyeti ifşa etmeme iddiasından öne gelmektedir. Elbiselerde kullanılan kesimler oldukça geniş olduğundan ister istemez sabit dal kesimlerinin genişliği ile şekilsel yapı analizi yapmak zor bir çerçevede yer alır. Geleneksel Osmanlı Türk erkek kıyafetini değerlendirirken tek ayrım, kullanılan renklere, kumaşlara, motiflere, nakışlara ve süsleme unsurlarına göre belirlenir. Bu unsurların dışında net olarak bir kalıp çıkarmak oldukça zor bir noktada yer alır. Böylelikle geleneksel Osmanlı erkek kıyafetini karakteristik yapısı geniş kıvrımlara sahip olmuş ve bu doğrultuda sosyal yaşam akışı içerisinde bireyin daha aktif bir hareket kabiliyetine ulaşması sağlanmıştır.

Tabii bu durumu çok yönlü değerlendirmek gerekmektedir. Özellikle ulaşım araçlarının binek hayvanlarla sağlanması, bunun yanında uzun süren savaş dönemleri bu özelliği etkileyen sosyal ve siyasi faktörler arasında yer almaktadır. Aynı zamanda İslamiyet’in kabulü ile gelişen aktif Arap kültürü etkisi dini bağlamda değerlendirilebilir. Kıvrımlarla görsel kesim estetiği ön plana çıkarılmamıştır. Bunun yerine çok değerli süsleme unsurları ile kıyafetlerin öne çıkarılma isteği sağlanmıştır.

Renk Kullanımı

Osmanlı’da renk kullanımı oldukça önemli bir noktada yer almıştır. Özellikle elbiselerde kullanılan renkler giyenin dini, mezhebi, siyasi mertebesi, ekonomik düzeyi gibi birçok statüyü temsil etmiştir. El sanatları başta olmak üzere, Osmanlı erkek kıyafetlerinde tercih edilen renkler arasında en çok beyaz rengi gelmiştir. Beyaz, İslamiyet’te temizliği ve günahsızlığı temsil ettiğinden çokça tercih edilen renkler arasında yer alır. Bununla birlikte çinilerin karakteristik renkleri olan turkuaz, mavi ve yeşil tonları yine tercih edilen elbise renkleri arasında yer almıştır.

Osmanlı geleneksel kıyafetlerinde bu renklerin hâkimiyeti söz konusu iken daha soğuk renkler Müslüman olmayan Osmanlı erkekleri tarafından kullanılmak mecburiyetinde bırakılmıştır. Gayrimüslimlerin giydiği renkler genellikle ikinci kalite kumaştan oluşmakta olup, ekseriyetle siyah ve tonlarında olmuştur. Yeşil renk de İslamiyet’i temsil ettiğinden Osmanlıdaki dini oluşumlarca ve dini şahsiyetlerce tercih edilen renkler arasında dikkat çekmiştir. Özellikle Tanzimat’ın ilanından sonra ceket, pantolon ve redingot gibi kıyafetlerin toplumun her katmanına yayılmasıyla siyah ve tonlarının hâkim olduğu görülmüştür.

Cezayir Kesimi

Cezayir kesimi, adından anlaşılacağı üzere, kalyoncu Cezayirli yaman gemicilerin bağrı açık, yalınayak ve diz kapağına kadar çıplak olan bir üslubu temsile etmektedir. Bu erkek giyimi 18. yüzyılın sonları ile 19. yüzyılın başlarında popüler hale gelmiştir. En çok İstanbul merkezli gençler tarafından tercih edilen bir erkek giyim formu olarak dikkat çekmiştir. Bu erkek giyim formu, yeniçeri ocağının kaldırıldığı 1826 tarihine kadar popüler olarak tercih edilmiştir. Adeta bu dönem içerisinde bir erkek kıyafet modası haline gelmiştir.

Tarihsel süreçteki yerine bakıldığında ise kalyoncuların daha çok tercih ettiği Cezayir kesimi, 18. yüzyılın ikinci yarısında hızlı bir yükseliş göstermiştir. İmparatorluk bu elbise modasının popüler hale gelmesinin Müslüman erkek profilini ve ahlak yapısını zedeleyeceği yönüyle 1789 tarihinde bir tedbir alma gereksinimi duymuştur. Bu tedbire göre Cezayir kesimi olan kalyoncu kıyafetlerinin siviller tarafından abartılı bir şekilde giyilmesi yasaklanmıştır. Fakat bu karar III. Selim Dönemindeki reform hareketleriyle çok fazla bir geçerlilik göstermemiş, 19. yüzyılın başında eski popülerliğini yeniden kazanmıştır.

osmanli erkek kiyafetleri 9

Resim 11: Cezayir kesimi modasını temsil eden kalyoncu asker.

Başlık

Osmanlı İmparatorluğu, 16. yüzyıldan 1820’lerin ortalarına kadar çok farklı amaçlar için geniş bir başlık kullanım yelpazesi geliştirmiştir. Başlık kullanımı o kadar üretken hale gelmiştir ki, o dönemde giyilen başlıkları inceleyerek Osmanlı toplumunun sosyo-ekonomik ve dini eğilimleri hakkında birçok bilgiye çok rahat bir şekilde ulaşmak kolay hale gelmiştir. 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar Osmanlı başlıklarını değerlendirmek için öncelikle hangi insan gruplarının, hangi başlık stillerini giydiğini tespit ederek bunların toplumsal, bölgesel ve dini anlamlarını açıklamak gerekmektedir.

Osmanlı İmparatorluğu’nda her sınıfın kullandığı başlık stilleri farklı bir formda yer almaktadır. Bu farklılık yönetici sınıfından başlayarak en aşağıda yer alan sivil halk kitlesine kadar ulaşmıştır. Milliyet, din ve bölge gibi birçok belirleyici unsur etrafında gelişen başlık kullanımı Osmanlı halkı için bir temsiliyet mahiyetinde yer almıştır.

Bu doğrultuda Mouradgea d’Ohsson’s’un “Tableau Général de l’Empire Ottoman” adlı eserindeki gravürlere genel olarak baktığımızda 19. yüzyıl öncesindeki geleneksel başlık kullanımını örneklerle şu şekilde sınıflandırmak mümkündür:

19.yüzyıla gelindiğinde ise bu başlık çeşitliliği tamamen ortadan kalkarak tekdüzel bir yapı halini kazanmaya başlamıştır. Özellikle II. Mahmud’un kıyafet reformunun ardından başlık kullanımı tamamen fes üzerine şekillenmiştir. bununla birlikte sarık sarma İslami bir ritüel olduğu için dini kesim tarafından da sarık kullanımı fesle birlikte devam etmiştir. Fes kullanımı ile birlikte dönemsel değişikliklere uğrayarak yeni formlar kazandığı da bilinmektedir. II. Mahmud dönemindeki feslerin daha püsküllü ve süslü olduğu bilinmektedir. Bu dönemin ardından her padişah dönemi bu feslere yeni bir form kazandırmış ve isimleri de padişahlara göre şekillenmiştir. Örneğin Abdülmecit Dönemindeki fesler “mecidiye fesleri”, Abdülaziz Dönemindeki fesler “aziziye fesleri” ve II. Abdülhamit Dönemindeki fesler ise “hamidiye fesleri” olarak anılmıştır. İlk dönem feslerine ise genellikle “zuhaf fesi” adı verilmiştir. İlerleyen bölümlerde fesin genel yapısına ve kullanım alanlarına dair detaylı bir inceleme yapılacaktır.

Kuşak

Osmanlı erkek kıyafetlerinin en önemli unsurlarından birisi de bele sarılan kuşaklardır. Bu kuşakların birçok fonksiyonu vardır. Sağlık açısından beli sıcak tutma ve ağır yük kaldırmada sağladığı destek dikkat çekmektedir. Beyaz renkli tercih edilen kuşaklar Lahuri, Acem, Hint, Kaba şallarından kullanılmaktaydı. Gömleklerin veya feracelerin üzerine sarılan kuşaklar, aynı zamanda bir taşıyıcı obje fonksiyonu taşımıştır. Silahlar, hançerler, değerli nesneler ve paralar bir çanta görevi taşıyan kuşaklarda yer almıştır. Osmanlı erkek kıyafetinin en belirgin özellikleri arasında yer almıştır. Nizam-ı Cedid Ordusu’nun kurulmasıyla birlikte yerini yavaş yavaş deriden ince kemerlere bırakmıştır. 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra da pantolonun yaygınlaşması ile kullanım popülerliğini yitirmiştir.

Erkek Feracesi

Osmanlı İmparatorluğu’nda erkek kıyafetlerinde yer alan en karakteristik form feracelerdir. Feraceler geniş kollu ve rahat kesimli kıyafetlerdir. Ulema sınıfının giydiği feraceler daha da geniş ve kol atı yarık olarak imal edilmiştir. 1829 kıyafet reformuna kadar saray erkânı tarafından da çokça tercih edilen elbiseler arasında yer almıştır. Feraceler genellikle kaftanların altına giyilmiştir. Zaman içinde sosyal ve siyasi statüye göre çeşitli süslemeler dikkat çekmiştir. Devlet erkânından, özellikle merasimlerde kullanılan feracelerin yakalarında kürk parçaları yer almaktadır. Yaş itibariyle daha genç olanların giydikleri feraceler ise daha dar kesimli ve kolları dardır. Sıcak havalarda tek başına tercih edilen bir erkek kıyafeti olarak çokça kullanılmıştır.

Cübbe

Tarihsel süreçte Arap kültüründe yer alan cübbe kıyafeti, Müslüman kimlikli Osmanlı İmparatorluğu’nda doğal olarak kullanılan ve en üst katmanda yer alan, geniş kesimli ve önü daima açık olan erkek kıyafetleridir. Yaklaşık 2 santime yakın yakası bulunan cübbe kıyafetinin kol kesimleri oldukça geniştir. Her renk çeşidinden yapılmaktadır. Düz kumaş yapısı ile üretilen cübbeler ipek gibi değerli kumaşlardan da üretilmiştir. Genellikle ulema sınıfına hitap edecek şekilde dini şahsiyetler tarafından tercih edilen cübbeler, Osmanlı erkek kıyafetinin önemli bir unsuru haline gelmiştir. Hem devlet erkânından hem de sivil halk tarafından çokça tercih edilen cübbeler, Osmanlı’nın geleneksel erkek kıyafetleri arasında yer almıştır. Özellikle ulema sınıfının giydiği cübbeler, temsil ettikleri dini konumu itibariyle dini bir statüyü öne çıkarmıştır. Cübbelerin kullanımı genellikle kavuklarla birlikte kullanılarak kısa zamanda Osmanlı’da resmi erkek kıyafeti haline gelmiştir.

Şalvar

Şalvar, Osmanlı İmparatorluğu’nda hem erkekler hem de kadınlar tarafından giyilen geleneksel bir kıyafet türüdür. Şalvarlar, özellikle rahat ve işlevsel bir formda olmaları itibariyle yüzyıllarca kullanılan geleneksel bir Osmanlı kıyafeti haline gelmiştir. Bu kıyafetler genellikle sosyal statüye ve ekonomik duruma göre farklılık göstermekte olup, renk olarak da çokça çeşitliliğe sahiptir. 19. yüzyılda kıyafet reformuna kadar olan süreçte oldukça popüler olarak kullanılan şalvarlar genellikle geniş dal kesimleri ile dikkat çekmektedir. Bacaklar oldukça bol ve kabarık bir yapıya sahiptir. Paça ağzı, ayağın çok rahat bir şekilde geçebileceği genişlikte yer almaktadır. Şalvarların günlük kullanılabileceği gibi sosyal yaşamın her alanında kullanılması yönüyle bağlamsal olarak farklı renklerde ve farklı şekillerde tercih edilmiştir.

salvarlar

Günlük kullanılan şalvarlar, daha vasat bir yapıda yer alırken, törenlerde veya ziyaretlerde ve özel günlerde giyilen şalvarlar çeşitli görsel süslemeleri ve öne çıkan renkleri dikkat çekmektedir. Şalvarların bel kısmının sabitlenmesi, uçkurlar sayesinde gerçekleşmektedir. Şalvarın kendi içerisinde olan uçkur kanalı sayesinde, uçkur bağları bu kanallardan geçmektedir. Bu uçkur kanallarından çıkan iki uçlu kalın kumaştan yapılmış ipler, çok farklı tekniklerle düğümlenerek kaba görünmemesi için düğüm hizasından içeriye doğru kalan kısım gizlenmektedir. Daha sonra üstünden sarılan kuşak ile tamamen gizlenir hale gelmektedir. Bu şalvarları bacak arasında yer alan birleşim noktasındaki köprüler genellikle diz kapağı altı ile topuk hizası arasında kalmaktadır. 19. yüzyılın başlarında da kullanılmaya devam eden şalvarlar bu dönemde dizlerden daralan çakşırlara yerini bırakmış ve ardından II. Mahmud’un kıyafet reformundan sonra farklı bir yapı haline gelerek daha dar kesimli şekiller halinde kullanılmıştır. Bu dönemin ardından şalvarlar yerini pantolonla şalvar arasında kalan “elifi şalvar” çeşidine bırakmıştır.

1829 ÖNCESİ ERKEK KIYAFETLERİ

Gömlek

Kıyafet reformundan önce Osmanlı İmparatorluğu’nda kullanılan gömleklere bakıldığında üç temel form dikkat çekmektedir. İlk form olarak düğmesiz ve kollu gömlekler dikkat çekmektedir. Bu gömlek çeşidi genellikle beyaz renkte kullanılmıştır. Bu gömleklerin vücutta son şeklini alması için gömlek sağ ön kısmı veya sol ön kısmı fark etmeksizin üst üste getirildikten sonra üzerinden kuşak bağlanması ile kullanılırdı.

Kuşaksız kullanımlarda gömlek ön kısım uçlarında sabitleyici ip unsurları da yer almaktaydı. Ayrıca, bu gömlekler yakasız bir tasarıma sahipti. Bu sebeple daha rahat bir işlevselliği yer almaktadır. Bu gömlekler boğaz kısmını tamamen kapatmaktadır. Bu gömlek çeşitleri genellikle devlet memurlar veya dini şahsiyetler tarafından tercih edilmektedir. Gömleğin tercih edilen giyiliş şeklinde en çok dikkat çeken ise kuşak altında kalan kısmının şalvar gibi alt giyeceklerin içine sokulamamış vaziyette durmasıdır. En üstte ise bir cübbe tercih edilirdi.

osmanli erkek kiyafetleri 15

Resim 17: 19. yüzyılın ilk çeyreğine ait kırmızı çizgili bir gömlek modeli

Bu dönemin ikinci formdaki gömlekleri genellikle Cezayir kesimi olup, geniş bir bağır açıklığı ortaya koyan dönemin modasını yansıtan gömleklerdir. Bu gömlekler uzun veya kısa kollu olabilmektedir. Bu gömleklerin dönemin popüler modasını tamamlayıcı nitelikte kullanıldıkları bilinmektedir. Bu gömlekler daha çok asker ve sivil halk tarafından tercih edilmektedir. Yakasız olan bu gömleklerin manşetlerindeki dikişsiz hareketli kol fazlalıkları dikkat çekmektedir. Bu kol fazlalıkları sallanır vaziyette olup, elin üstünü kapatacak şekilde oluşturulmuştur. Bu kol fazlalığının daha uzun versiyonu olan ve kartal kanadı olarak da adlandırılan şeklini camedanlarda da görmek mümkündür.

osmanli erkek kiyafetleri 16

Resim 18: Düğmesiz içi içe geçen formdaki ön birleşme noktalarına sahip renkli bileklerinde fazlalık bulunan uzun kollu bir gömlek

Üçüncü formdaki gömlekler ise uzun kollu olup, daha geniş beden kesimine sahip günlük kullanımlara uygun gömleklerdir. Bu gömlekler boğazdan göbek hizasına kadar tomurcuk formlu objelerle süslenmiştir. Bu gömleklerin düğmeli olanları da bulunmaktadır. Önceki gömleklerde yer alan ve kuşak altında birleştirilen iki bağımsız ön kısma sahip değildir. Yarı tulum şeklinde şekillenen bu gömlekler tek parça halinde giyilmektedir. Bu gömlekler de kuşak altında sabitlenmiştir. Bu gömleklere helali gömlekler adı verilmiştir. Helali gömlek adıyla bilinen bu gömlek çeşitleri ipek ve pamuğun karışımı ile elde edilen bir elbise çeşididir.

İslam’da erkeğin ipekli kıyafetler giymesi haram olarak ifade edildiğinden bu gömlek çeşitlerinde kullanılacak olan ipeklerin içeriklerine pamuk iplik karıştırılarak yeni bir kumaş üretilmiş ve bu beyaz kumaşa da “helali kumaş” adı verilmiştir. Tek başına ipek kumaş giymesi yasak olan Osmanlı Müslüman erkekleri bu şekildeki bir kumaş türünü ancak bu şekilde kullanabilecekleri değerlendirilmiş ve bu kumaş türü helal olarak ifade edilmiştir. Genellikle beyaz renkli olan helali gömlekler, bedeni rahat bir şekilde kavrayan, buruşuk ve karışık görünümlü bir yapıya sahiptir. Bu gömlekler 19. yüzyılın başından itibaren bütün sosyal sınıf tarafından tercih edilmiştir.

osmanli erkek kiyafetleri 17

Resim 19: Helali kumaştan yapılmış gömlek

Yaş grubuna göre çeşitli süslemeler bulunan bu gömleklerde en çok dikkat çekenler küçük yaş grubundaki çocuklara ait olan gömleklerdir. 19. yüzyılın ilk çeyreğine ait olan küçük yaştaki erkek çocukların giydikleri gömleklerin boyun ve kol uçlarında çeşitli süsleme formları yer almıştır. Bu gömleklerin kollarda ve boyun kısmında çeşitli motif ve süslemeler bulunmaktadır.

osmanli erkek kiyafetleri 18

Resim 20: 19. yüzyılın başlarında Selanik kökenli bir erkek çocuğun gömleği

Potur

Bedenin alt kısmına giyilen potur, topuktan başlayarak dize kadar dar bir yapıda olup, dizden itibaren birden genişleyen bir yapıda yer almaktadır. Özellikle orduda kullanılan poturlar 19. yüzyılın ilk çeyreğinde etkin bir şekilde görülmektedir. Poturun kullanımı Osmanlı erkek kıyafetinin pantolona geçiş sürecini daha hızlandırmıştır. Böylelikle poturları şalvar ile pantolon arasında bir köprü niteliği taşımıştır. Bu dönemde kullanılan mavi renkli poturlar dikkat çekmiştir. Poturların işlevsel popülerliği Nizam-ı Cedid Ordusu’nun kurulmasıyla başlamıştır. Bu dönemden sonra kıyafet devrimine kadar oldukça popüler bir yapıda günün erkek modası halini almıştır.

osmanli erkek kiyafetleri 19

Resim 21: 19. yüzyılın başlarında potur giyen askerler

Çakşır

Çakşır, belden bağlanan bir form halinde kullanılmıştır. Çakşırı bele sabitleyen günümüzün Kemeri niteliğinde kullanılan uçkur isimli kalın bez ipler bulunmaktadır. 19. yüzyılın başında Cezayir kesimi modanın bir unsuru olarak kullanılan çakşırlar iç çamaşırı üzerine giyilen pantolon görevi taşıyan bir elbise niteliğindedir. Paçaları diz kapağına kadar olan kısa alt giyimi olan çakşırlar Cezayir kesimi modasının bir ürünü olarak tercih edilmiştir. Çakşırlar genellikle leventler tarafından giyilmiştir. Ardından Cezayir kesimi modası ile birlikte 19. yüzyılın ilk çeyreğinde siviller tarafından giyilen en önemli erkek elbiseleri arasına girmiştir.

osmanli erkek kiyafetleri 20

Resim 22: 19. yüzyılın başlarından çakşır örneği

Barata

19.yüzyılın başlarında fes kullanımından önce modern bir başlık niteliği taşıyan baratalar genellikle askerler tarafından Yeniçeri Ocağı’nın kaldırıldığı 1826 yılına kadar tercih edilmiştir. Nizam-ı Cedid Ordusu’nun kurulması ile kullanımı popülerlik kazanan baratalar, Osmanlı İmparatorluğu’nun görkemli sarık ve kavuk başlıkları ile modernleşme dönemi fesleri arasında yer alan geçiş süreci başlıkları olarak nitelendirilebilir. Bu başlıkların genel yapısı kulak hizasına kadar giren dar bir yapıda olup, uca doğru düzgün kalıp şeklini kaybederek yana kıvırıp bir şekilde aşağı doğru inen düzensiz bir çerçevede yer alır (Pakalın, 1971: 159). Genellikle kırmızı ve beyaz renklerde olan baratalar daha çok askerlerin giymesi sebebiyle “bostancı balatası” ve “haseki baratası” olarak da çeşitli isimlerde kullanılmıştır.

osmanli erkek kiyafetleri 21

Resim 23: Barata takmış bostancı askerleri

Sarık

Sarığın tarihçesi Arap kültürüne dayanmaktadır. Osmanlılar ’da sarık diğer bir adı olan destar ismi ile kullanılmıştır. Bu işle uğraşanlara da destari denmiştir. Sarığı günlük yaşamda kullananlara ise “destarbendan” adı verilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nda sarığın rengi, şekli oldukça önemli bir anlam taşımaktadır (Turan, 2018: 281) Sarıkta en üst dereceli statü daima beyaz renkle sağlanmıştır. Siyah ve yeşil sarıklar ise daha çok tarikatlar ve dini şahsiyetler tarından tercih edilmiştir. Silindir yapıdaki mukavvalar üzerine çeşitli tekniklerle sarılan tülbentler olarak son hallerini almışlardır. Bu tülbentler 30 ile 60 cm arasında değişmektedir. Sarık kullanımı daha çok dini bağlamda popüler olarak kullanıldığından birçok farklı üslup ortaya çıkmıştır. Sarıkların her bağlanış şekli ayrı bir grubu temsil eder hale gelmiştir.

osmanli erkek kiyafetleri 22

Resim 24: Kıyafet reformu öncesi 19. yüzyıl sarıklarının dini oluşumlara
göre dağılımı

1.Mahmud’un kıyafet reformundan önce kullandığı sarıklara bakıldığında beyaz renkte olduğu ve püskül topuzu yerleştirilen süsleme unsurları dikkat çekmektedir.

osmanli erkek kiyafetleri 23

Resim 25: Kıyafet reformundan önce II. Mahmud

Kallavi

Osmanlı’da kullanılan başlıklardan en önemlisi de hiç şüphesiz devlet erkânının kullanmış olduğu “kallavi” isimli kavuklardır. Bu kavuklar özellikle sadrazam ve vezirler tarafından resmi olarak giyilen başlıklar haline gelmiştir. Piramidi andıran dört köşeli olan bu kavuklar yaklaşık olarak 40 santim uzunluğunda oluşturulmuş ve oldukça hafif keçelerden yapılmıştır. İç kısmı başın gireceği noktada çember bir şekli almıştır. Kavuğun dış cephesinde ise beyaz kaliteli tülbentler sarılmıştır. Bu tülbentlerin sarılış şekli, sağdan sola veya yukarıdan aşağı olmuştur. Ayrıca, tülbentlerin üzerinde çok çeşitli motifler ve altın içerikli şeritler kullanılmıştır. Bu görkemli kullanışı itibariyle “kallavi” kelimesi dilimize bir benzetme unsuru olarak kalıtsal bir söylem haline gelmiş ve günümüze kadar ulaşmıştır. Günümüzde isim, soylu bir kelimeyi niteleyici olarak kullanılan bir sıfat haline gelmiştir. Çok büyük, iri, görkemli, çok güzel, şatafatlı gibi anlamları gelen kallavi, 19. yüzyıl kıyafet reformundan önce Osmanlı bürokrasisi için geleneksel bir başlık halinde resmi bir kıyafet unsuru haline gelmiştir.

osmanli erkek kiyafetleri 24

Resim 26: II. Mahmud’un huzurunda kallavi takan sadrazam

Kapaniça

19.yüzyılın başlarında devlet erkânı tarafından tercih edilen kolsuz kürk kıyafetleridir. Bu kıyafetler diz kapaklarının aşağısına kadar uzanır. Çoğu zaman topuk hizasına kadar iner. Dalgalı ve geniş bir kesime sahip olan bu elbiseler oldukça kalın ve gösterişli bir yapıya sahiptir. Özellikle yaka kısmında ve omuz bitimindeki kol uçlarında bulunan post tüyleri kabarık bir formda yer almıştır. Bu kıyafetin kol mesafesi omuzdan başlayıp pazı ortalarına kadar ilerleyen kısa bir uzunluğa sahiptir. Kısa kollu üst kıyafeti olarak değerlendirilebilir. III. Selim ve II. Mahmud başta olmak üzere, üst kademedeki birçok devlet erkânı tarafından tercih edilen kürklü bir kıyafet olarak dikkat çekmektedir. Bu kıyafet sadece üst kademede yer alan kişilerce giyilmiştir.

osmanli erkek kiyafetleri 25

Resim 27: II. Mahmud’un giydiği kolları ve yakaları kürk kapaniça

Burnus (Maşlah)

Burnuz, kelime kökeni olarak Latinceden gelmiş olup, daha çok Arap kıyafeti olarak çöllerde giyilen bir elbise şekli ile tanınır. Osmanlı’da da çokça tercih edilen burnuslar, 19. yüzyılın başında engellenemeyen Cezayir kesimi modasının bir geleneği haline gelmiştir. Burnus, kıyafet devrimden sonra yerini Avrupai tarzda kullanılan pelerinleri bırakmıştır. Bu elbiseler yapısı itibariyle gündelik olmaktan çok iklim şartlarından koruyucu nitelikte bir örtü mahiyeti taşımaktadır.

Osmanlı’da da özellikle denizci askerler tarafından Cezayir modası olarak çok fazla kullanılan bir pelerin formunda tercih edilmiştir. Genellikle beyaz yünden yapılan burnuslar omuz hizasından ayak bileklerine kadar uzanan geniş bir kesime sahip olan örtü şeklindedir. Boyunda sabit durması için bir boğaz kısmı olan bu kıyafetin Ayrıca, kollar tarafından giyilen iki adet de kol deliği olduğu bilinmektedir. Bu kıyafetlerde başlık da bulunur yani kukuleta diye de adlandırılan bu başlıklar burnusların geleneksel yapısı içerisinde yer almıştır.

osmanli erkek kiyafetleri 26

Resim 28:19. yüzyılı başlarında burnus giyen kalyoncu askerler

Cepken

Günümüzün ceketleri şeklinde ifade edilebilecek olan cepkenler askerlere, çiftçilere, esnaflara, mahsus karakterlerde olabilen üstlük bir elbise olarak değerlendirilebilir. Genellikle çuhadan yapılmıştır (Pakalın, 1971: 266). Gömleğin hemen üstünde iki tarafı düğmeli bir tür olan cepkenler 18. ve 19. yüzyılın en çok tercih edilen erkek elbiseleri arasında yer almıştır. Cepkenler için kalın ipek kumaşların da tercih edildiği bilinmektedir. Bununla birlikte yine çuhadan da üretilen cepkenler çok fazla kullanım alanına sahip olmuştur. Genellikle karşılık renkli motifler tercih edilmiştir. Kesim olarak tam bedene oturan dar bir yapısı bulunmaktadır. Baştanbaşa işlemeli olan cepkenler erkek giyiminin bir modası haline gelmiştir. Yakasız bir formda yer alır. Modern ceketlerin yerine geçen bir erkek kıyafetidir.

Cepkenlerde derin kol kesimleri genellikle üç şekilde olmuştur. Biri bütün üstlüklerde görüldüğü üzere, omuz hizasından bileğe kadar hiç açık alan kalmayacak şekilde dikilme tekniğidir. Bu teknikte dirsek hizasında bileğe kadar olan kısımda kolun alt kısmının boşta kalacak şekilde dikilmesi yöntemidir. İki kol dikiş yönteminde asıl amaç, cepken içine giyilen gömleğin dirsek ile bilek hizasında olan bölgesinin ortaya çıkması ve görülmesidir:

İkinci teknik ise omuzdan itibaren bileğe kadar olan kol altı dikiminin yapılmaması şeklinde olmuştur. Bu şekildeki cepkenlerin kolları giyilemediğinden genellikle omuzdan geriye düşer. Bu tarzdaki cepkenlere kartal kollu cepkenler olarak adlandırılır. Kartal kollu cepkenler Cezayir kesimi modanın en önemli unsurları arasında yer almıştır. Cepkenlerin çok farklı motif ve süslemeleri mevcuttur. Renk olarak genellikle yaşlıların tercih ettiği cepkenler siyah ve kahve tonunda olurken daha genç yaştakilerin kullandıkları cepkenlere bakıldığında kırmızı ve mavi tonlarda olduğu görülmektedir.

Camedan (Camadan)

Modern yelek olarak tarif edilebilecek olan camadanlar, 19. yüzyılın başlarında çokça tercih edilen bir yapıda yer almıştır. Pakalın, camadanları; “eskiden giyilen çapraz şekilde iki sıra düğmeli ve harçlı bir nevi kısa ve kolsuz üstlüğün adı idi. Kadifeden yahut çuhadan yapılırdı. Kol ve yakaya işleme kaytan sımsıkı, adeta çiçekler, resimler teşhir edecek surette idi” şeklinde tanımlamıştır.

Yüzyılın ilk yarısında çokça tercih edilen camadanların ön kısmında 6 veya 8 tomurcuk ip süslemeleri yer almaktadır. Ön kısmının genel formu “u” harfini andırır. Kıyafet devriminden sonra da popüler şekilde tercih edilen camadanlar, az da olsa Osmanlı’nın yıkılışına kadar olan sürede kullanılmaya devam etmiştir. Fakat Tanzimat’ın ardından alafranga yeleklerle birlikte kullanım alanı giderek azalmıştır. Camadanlar genellikle dize kadar daralan poturlar üzerinde bir kombin olarak tercih edilen önemli erkek kıyafetleri arasında yer almıştır. Camadan kullanımı en dış katta yer alan erkek kıyafeti mahiyeti taşır. Önleri açık formda yer alır.

Camadanlar üzerine cübbe, kaftan vs bir kıyafet giyilmez. Baştanbaşa işlenmiş motifler ve sırma işlemeleri yer alır. Camadanlar genellikle kadifeden veya çuhadan tercih edilmiştir. İşlemelerinin yoğunluğu sebebiyle kullanılan kumaşın rengi çoğu zaman belirginliğini yitirir. Mevsimlik olarak tercih edilen camadanlar genellikle sıcak havalarda kullanılmıştır:

osmanli erkek kiyafetleri 30

Resim 32: 19. yüzyıla ait bir camadan

Çorap

İnsanlık tarihinin ilk evresinden bu yana daima ayakları kapatmaya yarayan çeşitli tekstil objeleri kullanmıştır. Günümüzün temel giyim ürünlerinden olan çorap, sadece bir tekstil ürünü olarak değil aynı zamanda sağlık bakımından da oldukça önemli bir noktada yer almıştır. Tarihsel süreçte çorap formundaki ürünler genellikle deriden üretilmiştir. Sanayileşme ile birlikte deriden üretilen çoraplar yerini yünden üretilen çoraplara bırakmıştır. Osmanlıda klasik dönemdeki kullanılan çoraplar topuk hizasını yukarı doğru geçen ve genellikle “mest” formunda yer almıştır. Ayrıca, ilk dönem çorap mahiyeti taşıyan mestlerin elbiseye dikili olduğu da görülmektedir. Sanayileşme ile birlikte deri çoraplar yerini yün çoraplara bırakmıştır. Modernleşme sürecinde pantolon kullanımının hızlanmasıyla bu yün çoraplar daha ince ve dikişsiz olarak üretilmeye başlanmıştır.

osmanli erkek kiyafetleri 31

Resim 33: Topkapı envanterinde bulunan şalvara dikilmiş olan deri çorap örnekleri

19.yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun 1829’dan önce kullandığı çoraplar genellikle yünden yapılmıştır. Bu dönemde Cezayir kesimi modasının getirdiği giyim modelinde çorabın yer almamıştır. İmparatorluk, kalyoncu modası olan Cezayir kesim modasını yasaklasa da sivil halk tarafından mevsimsel uygunluğa göre çoğu zaman bu modaya uygun giyinmiştir. Bu modada erkeklerin diz kapaklarından aşağısı genellikle açık ve çıplak ayakla ayakkabılar giyildiğinden çorap kullanımı çok fazla tercih edilmemiştir. Kıyafet reformundan sonra Avrupai tarz yaşam giyimini yavaş takip eden alt sosyal sınıftaki Osmanlı, erkek sivillerinde uzun yün çorap kullanımı çokça tercih edilmiştir. 19. yüzyılda kullanılan modern yün çoraplarda tercih edilen renk genellikle beyaz tonlarında olmuştur. Genel karakteristik yapısı ise yerel motiflerin hâkim olduğu diz kapağına kadar ulaşan çoraplar şeklindedir.

osmanli erkek kiyafetleri 32

Resim 34: 19. yüzyılda giyilen çorap örneği

Kemer

1829’dan önce günümüz kemerleri yerine kullanılan şerit şeklindeki elbise sabitleyiciler çok çeşitli formlarda yer almıştır. En alt sivil halkın kullandığı kemerler “uçkur” adıyla bilinir. Uçkurlar ip şeklinde silindirik bir vaziyette olup, çeşitli kumaşların katman katman dikilerek elde edilmektedir.

Daha üst sınıfın kullandığı kemerler ise genellikle giyenin sosyal ve ekonomik durumuna bağlı olarak değerli veya daha vasat bir formda yer aldığı görülmüştür. Bunlardan ilk olanı özellikle devlet erkânının kullanmış olduğu kemerlerdir. Bu kemerler çok değerli mücevherlerle süslenmiş ve altın suyu ile renklendirilmiş kalın katmanlı kumaşlardan oluşmuştur.

osmanli erkek kiyafetleri 33

Resim 35: 19. yüzyıl çift altın tokalı Osmanlı kalın bez kemerler

Bu dönemde diğer bir kemer çeşidi ise altın ve gümüş içerikli çok ince tellerle örülmüş olan metal kalın kemerlerdir. Bu kemer çeşitleri siyasi statüdeki zengin kişilerce tercih edilir.

osmanli erkek kiyafetleri 34

Resim 36: 19. yüzyıl gümüş telli bir kemer

Üçüncü bir kemer şekline bakıldığında hiç şüphesiz plak halindeki kemerler dikkat çekmektedir. Plak halindeki bu kemerler metal olup, altın ve gümüş plaklardan yapılmıştır. Bu kemerler kullanım itibariyle çok fazla işlevselliğe sahip olmadığından kişiye özel olarak üretildiği de bilinmektedir.

osmanli erkek kiyafetleri 35

Resim 37: 19. yüzyıl pirinç plaklı Osmanlı kemeri

Devlet erkânı haricinde kullanılan bir diğer kemer çeşidi ise ekonomik olarak daha orta seviyede yer alan sosyal tabakanın kullandığı deriden yapılan meşin veya kayış kemerlerdir. Bu kemerler kıyafet reformundan sonra da kullanılmaya devam etmiştir. Fakat alafranga giyimlerde çok fazla bir estetik görsellik yakalayamadığından yerini deri pantolon kemerlerine bırakmıştır. Tanzimat’tan sonra kullanılan diğer bir kemer çeşidi ise Osmanlı İmparatorluğu askeri kuvvetleri tarafından tercih edilen palaskalardır Bu palaskalar genellikle İmparatorluğu veya bulunulan askeri kuvveti temsil eden çok çeşitli armalar ve motifler taşımaktadır.

Kıyafet reformu öncesinde kullanılan kemerleri şu şekilde sınıflandırmak doğru bir tespit olacaktır:

  • Uçkurlar (alt sosyal sınıf tarafından şalvar ve çakşır kullanımlarında),
  • Deriden meşin veya kamış kemerler (alt ve orta sosyal sınıf kullanımlarında),
  • Değerli madenlerle süslü tek veya çift tokalı kalın katmanlı kumaş kemerler (idari sınıf kullanımlarında),
  • Altın veya gümüş tellerle örülmüş kalın metal kemerler (idari sınıf kullanımlarında),
  • Plak halinde değerli taşlarla süslenmiş kemerler (idari sınıf ve padişah kullanımlarında).

Kaftanlar

Kaftanlara bakıldığında ise genellikle ipek kullanılarak üretilen uzun ve görkemli üst giysileridir. İç mekân kaftanları ve dış mekân kaftanları olarak iki türü mevcuttur. İç mekân kaftanları daha havadar olurken dış mekân kaftanları soğuk iklim şartlarını engelleyici nitelikte daha şatafatlı kaftanlardır. Özellikle saray erkânının kullandığı kaftanlarda değerli taşlar, altın telli çatmalı ve değerli süs objeleri ile şekillendirilmiştir.

Özellikle padişah, sadrazam ve vezirlerin tercih ettiği kaftanlara Hilat kaftanları adı verilmiştir. Padişahların ve üst kademede yer alan devlet erkânının giymiş olduğu bu kaftanlar hem renkleri ile hem de süslemeleri ile dikkat çekmektedir. Bu kaftanlar daha çok padişah ve vezirler tarafından tercih edilmiştir. Bu kıyafetlerin kullanımı genellikle 15. yüzyılda başlamış, Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasına kadar kullanılmıştır. Kırmızı, mavi, yeşil, sarı ve beyaz renkli nakış ve motiflerle süslenen bu kaftanlar görsellik itibariyle giyenin devlet kademesindeki önemini ortaya çıkarmaktadır.

Dış merasim kaftanlarında omuzdan aşağı sarkan iki ayrı bağımsız kol da yer almaktadır. Bu kaftanlar siyasi otoriteyi en üst düzeyde temsil edecek kadar şatafatlı ve eşsiz bir konsepte sahip olmuştur. Oldukça değerli samur kürkleri etkin bir şekilde bu feraceleri tamamlayıcı nitelikte kullanılmıştır.

osmanli erkek kiyafetleri 36

Resim 38: III. Selim (solda) ve II. Mahmud’un (sağda) giydiği hilati kaftanlar

Gayri Müslimlere Ait Kıyafetler

Osmanlı’da gayrimüslim olarak sınıflandırılan sosyal yapı içerisinde bulunan halklar genellikle Rum, Ermeni, Bulgar, Frenk ve Yahudi olarak değerlendirilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nda her sosyal sınıfta olduğu gibi Müslüman olmayan halk arasında da kıyafet bağlamında çeşitlilik dikkat çekmektedir. Bu doğrultuda gayrimüslim erkek kıyafetlerine bakıldığında ilk göze çarpan hiç şüphesiz başlıklar olmuştur. Gayrimüslimlerin kullandığı başlıkların şekli ve rengi ayrı bir anlam taşımıştır. Selanik, Mora, Girit başta olmak üzere ve Ege havzasındaki gayrimüslim yunan halkı Rum olarak adlandırılmıştır.

1800- 1829 arasındaki dönemde gayrimüslimlerin kıyafet düzenlemeleri, tarihsel süreçteki İmparatorluk kararlarında belirtilen halleriyle devam etmiştir. Gayrimüslimlerin elbiseleri hakkında yapılan yasal düzenlemenin en dikkat çeken temel yönü “Müslümanlara benzememeleri gerektiği” düşüncesi yer almıştır. Yine bununla birlikte Osmanlı İmparatorluğu, en değerli sosyal kimlik olarak Müslüman kimliği, devletin ve sosyal hayatın merkezine yerleştirmesi ile bu düzenlemeleri gerçekleşmiştir. Tarihsel düzlemde bu kararların en kapsamlıları II. Selim ve III. Murat dönemlerinde ilan edilmişti.

Osmanlıda gayrimüslimlerin giydikleri elbiseler tarihsel süreçte daima devlet kontrolünde olmuştur. Bu durumla ilgili en dikkat çeken resmi karar 1568 tarihli II. Selim’in fermanı ile başlamıştır. Bu fermanda Yahudiler ve Hristiyanlar başta olmak üzere, bütün gayrimüslimlerin giyecekleri elbiselerin renkleri, şekilleri ve kumaş çeşitleri hakkında bilgiler yer almaktadır.

Gayrimüslimlerin giyimleri şu şekilde sınırlandırılmıştır:

  • Feraceleri kül rengi olan griye yakın bir tonda olup, karaca çuhadan yapılacaktır ve kalın ve kaba dikişler yer almayacaktır.
  • İçlik olarak astar kullanımına müsaade edilecektir. Bu astar üzerinde kaba dikişler yer almayacaktır.
  • Bele sarılan kuşaklar %50 ipekten ve %50 pamuktan yapılacak bu kuşakların değeri 40 akçeyi geçmeyecektir.
  • Ayakkabı içine giyilen “edik, edük” veya “çedik” adıyla bilinen çoraba benzer giyecekler kalitesiz meşinden yapılacaktır ve kesinlikle sahtiyandan (koç ve dana derisinden yapılan kaliteli deriden) yapılmayacaktır.
  • Ayakkabılar “başmak” adıyla bilinen siyah renkli, astarsız ve yayvan yüzlü ayakkabılar olacaktır.

Bu kararlar Ermeniler için de geçerlidir. Fakat Yahudilerden farklı olarak Ermenilerin sarık takabilecekleri ve bu sarıkların alaca renkli olması gerektiği ifade edilmiştir. Gayrimüslimler genel olarak mavi çakşır ve siyah-gri tonlarında feraceler giyebilecekleri ifade edilmiştir. İyi cins tülbent, atlas ve kaliteli çuhalardan üretilen kaftanları giymeleri yasaklanmıştır.

osmanli erkek kiyafetleri 37

Resim 39:1802 yılında tasvir edilen Yahudi (solda) ve Ermeni (sağda) kıyafetleri

III. Murat Döneminde ise gayrimüslimlerin elbiseleri hakkındaki düzenlemelere bir de kontrol mekanizması geliştirilmiştir. Bu noktada yeniçeri ağaları gayrimüslimlerin elbiselerinin kontrolünden sorumlu olarak atanmışlardır. 1580’de ilan edilen fermanda ise gayrimüslimlerin kıyafetleri hakkındaki kararlar şu şekilde belirtilmiştir:

  • Yahudiler kırmızı renkli şapkalar giyecekler,
  • Ayakkabıları (başmakları) siyah renkli ve düşük kaliteli derilerden olacak,
  • Cübbeye benzeyen “kapama” adıyla bilinen üstlük kıyafetler astardan yapılacak
  • Hristiyanlar ise siyah şapkalar giyecekler

18.yüzyılın sonlarına gelindiğinde gayrimüslimlerin Türk kıyafetlerini de tercih etmeleri üzerine Osmanlı İmparatorluğu sert bir refleksle bu durumu ortadan kaldırmaya çalışmıştır. Bunun temel sebebi ise Müslüman kimliğinin kutsal oluşu ve toplumda belli olmaları gerektiği ile ilgili şekillenen bilinçaltı yer almaktadır. 1807 yılında Ermeni, Rum ve Yahudilerin İslami kimlikte olan Türk kıyafetleri hiçbir şekilde giymemeleri ve taklit etmemeleri konusunda kesin olarak yasak edilmiştir (Reyhanlı, 1983: 70). Bu kararın ardından hemen haham ve papazlar başta olmak üzere, birçok gayrimüslim liderleri huzura çağıran İmparatorluk bu konu hakkında azami surette hassasiyet gösterilmesi gerektiğini açık bir şekilde ifade etmiştir.

Ermenilerin şapka ve ayakkabıları için kırmızı, Yunanlıların siyah, Yahudilerin ise mavi renk kullanmalarını istiyordu (Ünal, 2003: 283). Osmanlı yönetimi altındaki gayrimüslim Rumların kullandıkları başlıklar genellikle mavi, kırmızı ve beyaz tonlarında kullanılmıştır. Bununla birlikte o bölgeye yakın olan gayrimüslim Bulgarlar da kullandıkları başlıklarda ve elbiselerde beyaz rengi tercih etmişlerdir. 19. yüzyılın başlarında Rum erkeklerin kıyafetlerinde en temel unsur sarık kullanımındaki renk farklılığı olarak dikkat çekmiştir. Bununla birlikte Rum erkekler Türk erkekleri gibi değerli kıyafetler ve özellikle kürkler giyebiliyordu. Rum erkeklerin en karakteristik elbise yapısının giydikleri sarıklarda olduğu belirtilmiştir. Bu sarıkların genellikle mavi renkte oluşu Rum erkeklerini Türklerden ayıran en temel unsur olduğu da ifade edilmiştir. Tabi az da olsa beyaz renk sarıkları tercih eden Rumların varlığı da aktarılmıştır.

osmanli erkek kiyafetleri 38

Resim 40: 1820’li yıllara ait bir Rum leventlerin kıyafetleri

Gayrimüslim erkeklerin giydikleri feraceler Türklerin giydiği feracelere göre daha geniş, daha soluk renkli ve ikinci kalite kumaşlardan olmuştur. Bu feracelerde beyaz renk kullanımı yasak olduğundan genelde karışık soluk renkli kumaşlar kullanılmıştır. Türk feracelerinde görülen kadife, ipek ve kürk kullanımı Rum feracelerinde kesinlikle yasaklanmıştır (Turan, 2005: 251). Bunun da temel sebebi Türk Müslüman kimliğini sosyal statüde üst bir hiyerarşide tesis etme mücadelesi olarak ifade edilebilir. Rumların siyasi bağlamda en üst sosyal statüye sahip olanların bile bu kıyafet düzenlemesine uyduğu görsel veriler doğrultusunda tespit edilmiştir. Resimde görülen Rum kadı bu çıkarımın en somut örneği olarak ifade edilebilir.

osmanli erkek kiyafetleri 39

Resim 41: Karışık renkli ferace giymiş bir Rum (solda), Giritli Rum askerler
(sağda)

Rumların taktıkları başlıklar daha çok iki formda yer almıştır. Birincisi konik formda yer alan uzun siyah renkli başlıklardır. Bunları daha çok sivil Rumlar tercih etmişlerdir. İkinci başlık tercihi ise daha çok askerlerin tercih ettikleri kırmızı renkte basık ve kafanın şeklini alabilen yumuşak yapılı ve tabanlı kâse formuna benzeyen başlıklardır. Beyaz tonlarındaki renkler genellikle asker kimlikli Rum erkekler tarafından tercih edilmiştir. Özellikle 19. yüzyılın ilk çeyreğinde pileli denilebilecek formdaki dilimli eteklere sahip beyaz feraceler önemli bir noktada yer almıştır. Gayrimüslim Bulgarların ve Arnavutların da Rum asker kimliği gibi beyaz tonlarını kullandıkları görülmektedir.

osmanli erkek kiyafetleri 40

Resim 42:  Kıyafet reformundan önce Rum kıyafetleri

19 yüzyılla birlikte Rum erkeklerin kıyafetlerinde, dallı ve kirli beyaz renkte, dize kadar inen, etekler altındaki kırmızı renkli ayakkabılar, karakteristik bir yapı haline gelmiştir. Bu doğrultuda kıyafet devriminden önce belirgin olarak ayırt edilebilen gayrimüslim erkek kıyafetlerinde Rum erkeklerin kıyafetleri ilk sırada yer almaktadır.

Yahudi kıyafetleri kıyafet reformundan sonra karakteristik yapısı değişse de giydikleri soluk siyah renkli cübbeleri giymeleri devam etmiştir. Bu dönemde giydikleri sarı renkli feraceler ve siyah feraceler dikkat çekmiştir.

Osmanlıda erkek giysileri

Resim 43: 19. yüzyılın ikinci yarısında Yahudi kıyafetleri

1829 Sonrası Erkek Kıyafetleri

19.Mahmud ile başlayan erkek kıyafetindeki köktenci değişim 19. yüzyılın ikinci yarısına geldiğinde artık sabitlenmiş bir yapı içerisine girmiştir. Böylelikle batılı alafranga tipi olan Osmanlı erkek kıyafetinin temelinde yer alan elbise türleri istanbulinler, boyun bağları (kravatlar) pantolonlar, gömlekler, yelek ve en önemlisi de fesler olmuştur. Bu dönemde tercih edilen erkek kıyafetlerinden önce bu kıyafetlerin moda ve karakteristik yapısı bağlamında popüler hale gelen yapıyı değerlendirmek gerekmektedir. Özellikle “bıçkın” ve “alafranga züppe” tipi üzerinden kıyafet reformundan sonraki modern erkek kıyafetlerine bakmak gerekmektedir.

Bu tipler üzerinde modern erkek kıyafetleri rol-model görevi üstlenmiştir. Böylelikle bu dönem modernleşme sürecinin temelindeki köktenci değişim ve geleneği tamamen bitirme düşüncesi hayatın her alanına aksetmiş bir idea haline gelmiştir. Bir mizah dergisi olan Molla Nasreddin Dergisi bu değişimi elbise bağlamında bir Jöntürk öncülüğünde şu şekilde resmetmiştir. Sürüyüp götürdüğü sarıklı, sakallı ve cübbeli oluşu dikkat çekmektedir:

osmanli erkek kiyafetleri 42

Resim 44: Molla Nasreddin Dergisi’nde Osmanlı modernleşme karikatürü

Modern Osmanlı Erkek Kıyafetlerinin Kalıpsal Yapısındaki Gelişim Süreci

Alafrangalaşma Ve Züppe Osmanlı Erkek Kimliği

19.yüzyıl modernleşme sürecinde genel toplum algısı içerisinde ortaya çıkarılan Alaturka ve alafranga çatışma çerçevesi yıllar süren bir yapıda daima eleştirilmiştir. Alafranga tipi dönemin birçok edebiyatçısı tarafından ele alınmış ve bu tipler üzerine birçok eserler yazılmıştır. Bu tipler, Alafranga algısından hareketle bu dönemdeki Avrupa kıyafetlerini tamamını taklit eden fakat bilgi ve birikim noktasında kesinlikle batıya yakınlaşmayan, aynı zamanda da doğuya ait unsurları hiçbir şekilde bünyesinde barındırmayan bir züppe erkek tipi olarak değerlendirilmiştir. Alafranga züppe tipi olarak dönemin eserlerinde adlandırılmıştır.

Genellikle bu tipler doğrultusunda 19. yüzyılda modernleşme çağında erkek kıyafetlerinin tamamı tasvir edilerek bu tip üzerinde toplanmıştır. Asıl eleştirilen konu; modernleşme sürecindeki kıyafet değişikliği değil, bu tiplerin batılı kıyafetler içerisinde bir ikilem yaşadığına işaret etmektir. Batı İlim, irfan ve medeniyet olarak tasavvur edildiğinden sadece kıyafetini taklit ederek batılı olmanın yetersiz olduğuna vurgu yapmak asıl amaçtır. Dolayısıyla bu dönemdeki kıyafetleri değerlendirirken alafranga tipler ve özellikle alafranga züppe tipler, modern erkek kıyafetinin bütün unsurlarını üzerinde barındıran bir çerçevede yer almıştır.

Genç Osmanlılar (Jön Türkler)

Tanzimat’ın ilanından sonra 19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı İmparatorluğu’nda modernleşme sürecine en büyük katkı genç Osmanlılarla olmuştur. Daha çok Fransız kültürünü ve batı medeniyetinin modern yüzünü benimseyen genç Osmanlılar gelenekten bir an önce sıyrılıp daha modern bir imparatorluk tasavvurunu amaçlamışlardır. Bizzat Fransa başta olmak üzere, Avrupa’da bulunmaları ve buradaki gelişmeleri yakinen takip etmeleri neticesinde batılı yaşamın tam anlamıyla İmparatorluğa gelmesi noktasında bir köprü görevi taşımışlardır. İlk başlardaki bu gelişmeci politikalarının ardından II. Abdülhamid’in baskıcı yönetimine bir muhalefet noktasında ciddi bir refleks gösteren Genç Osmanlılar, siyasetin de merkezine yerleşmiştir.

1877’den sonra Kanun-i Esasi’yi de yürürlükten kaldırması üzerine önce İmparatorluk sınırları içinde, sonraları dış memleketlerde gizli yapılanmalar kurmuşlardır. Özellikle Fransız kültürünün etkisi ile sosyal yaşam tarzlarını geliştirmeleri üzerine “Jön Türk (Jeunes Turcs)” adıyla anılmaya başlanmıştır. Ahmet Rıza Bey’in, Paris’te 1889 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni kurması üzerine Genç Osmanlılar, Osmanlı erkek kimliğinin modern yüzü haline gelmiştir.

Özellikle giydikleri kıyafetlerle batılı şahsiyetlerden farksız hale gelen Genç Osmanlılar, modern Türk erkek elbisesinin gelişmesine ve daha popüler hale gelmesine bir köprü olmuştur. Giydikleri kıyafetlerde onları batılı erkek kimliğinden ayıran tek unsur fesler olmuştur. Redingotlar, frenk gömlekleri, papyonlar, kravatlar ve eldivenler Genç Osmanlı’ların modern kıyafetleri haline gelmiştir.

osmanli erkek kiyafetleri 43

Resim 45: İttihad-ı Osmani Cemiyeti’nin Kurulması ve Jön Türkler’in Kıyafetleri

Bıçkın (Kabadayı) Modası

Bıçkın adından da anlaşılacağı üzere, “bıçak”, “bıçmak (kesmek)” gibi kelimeleri çağrıştıran bu kıyafet stili genellikle 19. yüzyılın ikinci yarısında gelişen bir erkek modası halini almıştır. Bu kıyafet stili daha çok “çapkın”, “külhanbeyi”, “kabadayı” gibi toplumsal düzeyde ağır bir statüye sahip olan tipleme kişilerin giydiği kıyafet şekli olarak kullanılmıştır. Bu kıyafetler daha çok genç ve orta yaş grubuna hitap etmiştir. Bu kıyafet modası II. Mahmud’un reformundan önce denizci askerlerin çıkarmış oldu Kalyoncu modası olan Cezayir kesimi modansıın modernizasyona uğramış hali olarak nitelendirilebilir. Bu kıyafetin temel kullanım modası şu şekildedir:

  • Fesler kaş üzerine kadar çapraz bir şekilde eğilir,
  • Giyilen ayakkabı yemeni veya kunduranın ökçe denilen arka kısmına basılır,
  • Pantolon veya elifi şalvarların paçaları topuk hizasında yukarı katlanır,
  • Genellikle beyaz çoraplar tercih edilir,
  • Ceketler giyilmez omuza atılır, ceketin bir kolu bazen arkada yer alır, Kulağın üstünde genellikle bir çiçek bulunur,
  • Belde bulunan beyaz tülbentten yapılan kuşakların bir ucu hafif olarak yere sarkar ve bu kuşak içinde kesici veya delici alet bir alet olan bıçakların kabzası yani tutulan kısmı gösterilecek şekilde konur,
  • Göğüs bölgesi (boğazın altından göbeğin başlangıç noktasına kadar) açık bırakılır buradaki düğmeler iliklenmez, Aksesuar olarak hemen boynun altında muska veya muadili aksesuarlar takılır,
  • Bileklerde ağır işlerde bilek zorlanmasına engelleyecek deriden yapılmış bileklikler takılır.

Bu kıyafet modası Avrupalıların bilinçaltına yerleşen alafranga Türk kimliğini oluşturmuştur. Fransa’da bir alaturka müzik organizasyonda Türk müziğini icra edecek olan kişileri temsil eden afişte giyilen kıyafetler dikkat çekmektedir. Bıçkın modasının izleri bariz bir şekilde Avrupa’da hissedilmiştir. Aşağıdaki görselde de görüleceği üzere, bıçkın modası ile giyinmiş Fransız müzisyenlerin olduğu restoran afişinde bu durumu görmek mümkündür:

osmanli erkek kiyafetleri 44

Resim 46: 1890’lı yıllarda bir İstanbul Külhanbeyi (solda), bıçkın modası ile giyinmiş Fransız müzisyenlerin olduğu restoran afişi (sağda).

Setire Pantolon ve Avrupai Pantolon

Alafranga kıyafetlerden birisi olan pantolon, modernleşme döneminin ilk erkek kıyafetleri arasında yer almıştır. II. Mahmud, ilk pantolonu giyen padişah olarak dikkat çekmektedir. II. Mahmud, 19. yüzyılda geliştirdiği kıyafet reformu ile birlikte pantolon kullanımını ilk olarak popüler hale getirmiştir. Döneminde pantolon kullanımı ile ilgili devlet kademelerinde belli bir kanun çıkarsa da alt kademelere pantolon kullanımı ile alakalı kesin bir talimat vermemiştir. Pantolonu bütün devlet dairelerinde ve toplum tabakasında etkin bir şekilde kullanımı ise Sultan Abdülmecit Döneminde gerçekleşmiştir (Koçu, 1969: 186). Sultan Abdülmecit Döneminde Kırım Savaşı sırasında bütün askerlerin ve devlet memurlarının pantolon giymesi talimatı verilmiştir. Bu dönemle birlikte çokça tercih edilen pantolonlar, Avrupai tarzda Osmanlı erkek kıyafetinin en önemli unsurları haline gelmiştir.

Osmanlı kıyafetlerinde geniş kesim ve şalvarlardan pantolona geçiş süreci oldukça sert bir de refleksle olmuştur. Çünkü şalvar gibi bir geniş ve işlevsel kıyafet bir tarafa bırakılıp, daha dar ve bedeni gösteren bir yapıda olan pantolonlar çok farklı cephede yer almaktadır. Batılı pantolona geçiş süreci genellikle üç aşamada olmuştur. Önce elifi şalvarla, ardından devlet erkânında daha çok görülen setire pantolon ve nihayetinde modern batılı pantolon şeklinde hızlı bir geçiş süreci olmuştur. 19. yüzyıl boyunca sosyal ve ekonomik statüye göre dallı geleneksel geniş şalvarı ve elifi şalvar görmek mümkündür.

osmanli erkek kiyafetleri 45

Resim 47: 19. yüzyılın son çeyreğinde giyilen geleneksel dallı şalvar (detay a), modern pantolon (detay b), elifi şalvar (detay c).

Özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısında pantolon tamamen Avrupalılaşma noktasında bir alt giyim olarak önceliğini korumuştur. Pantolon öncesinde şalvar, çakşır, potur, elifi şalvar gibi kıyafetlere bakıldığında pantolon bu noktada tamamen Avrupai bir kıyafet olarak dikkat çekmektedir.

Fes

Fes, Şemsettin Sami’ye göre Kuzey Afrika’nın batısında Fas’ta icat edilen kırmızı renkli bir başlık olarak adlandırılmaktadır. Fesler, II. Mahmud’un kıyafet reformundan sonra Osmanlı erkek kıyafetinin vazgeçilmez bir modern yüzü haline gelmiştir. 19. yüzyılda kullanılan fesler genel olarak padişahların dönemine göre farklılık göstermiştir. Her padişah döneminde yeni bir fes kalıbı ortaya çıkarılmıştır. 19. yüzyılda kullanılan 4 çeşit fes bulunmaktadır. Bunlar, sırayla “mahmudiye”, “mecidiye”, “aziziye” ve “hamidiye” fesleridir.

fes cesitler

Fes çeşitleri

Mahmudiye Fesleri

1.Mahmud Döneminde (1808-39) kullanılan ilk fes mahmudiye kalıbında olan feslerdir. Bu feslerde en belirgin özellik perçemlerin ve püsküllerinin çok aşırı bir şekilde olmasıdır. Yapı olarak da diğer feslerden oldukça yüksek bir formda bulunan mahmudiye fesleri, özellikle mavi ipek püsküllerle görkemli bir yapı haline getirilmiştir. Bu fesleri diğerlerinden ayırt eden en önemli unsur abartılı püsküller olmuştur.

Mecidiye Fesleri

Mahmudiye feslerinin ardından ortaya çıkan mecidiye fesleri Abdülmecid’in tahta geçmesi ile birlikte popüler hale gelmiştir. Bu dönemde (1839-61) kullanılan mecidiye feslerinde bir önceki mahmudiye feslerinde bulunan görkemli yükseklik sona ermiş ve püsküllerdeki abartılı üslup kaldırılmıştır. Abdülmecit Dönemindeki çıkarılan fesler 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun genel olarak kullandığı fes formunun son hali şeklinde değerlendirilebilir. Mecidiye feslerinin kalıpsal son hali Islahat Fermanı’ndan sonra olmuştur.

Aziziye Fesleri

Sultan Abdülmecid’in ardından tahta çıkan Sultan Abdülaziz kendi zevkine mahsus olarak yeni bir fes giymiş ve bu fes kısa sürede popüler hale gelmiştir. Bu feslere “aziziye fesleri” denmiştir.

Hamidiye Fesleri

Aziziye feslerin ardından II. Abdülhamid’in tahta çıkması ile birlikte oluşturulan yeni fes türü “hamidiye fesi” olarak anılmıştır. Bu fesler II. Abdülhamid’in saltanatı (1876-1909) boyunca popüler hale gelmiştir. Aziziye feslerine göre biraz daha dik bir formda ve uzun bir yapıda yer almıştır. Aziziye fesleri gibi yayvan bir yapısı yoktur. Kulak hizasına kadar inmeyen bu fesler, alafranga bıçkın modasını temsil etmiştir.

Redingot

Redingot, Tanzimat’tan sonra Avrupai tarzda giyilen erkek kıyafetlerinde özellikle alafranga Türk tipini temsil eden en önemli bir kıyafet haline gelmiştir. Redingotlar özellikle İstanbul kıyafetleri arasında en çok tercih edilen bir yapı haline gelmiştir. Genel olarak uzun etekli bir alafranga ceketi olarak tanımlanmış olan redingotlar, devlet erkânından başlayıp sivillere varana kadar birçok kesim tarafından tercih edilmiştir. Genellikle renkleri siyah ve tonlarında olan redingotlar, kısa sürede resmi törenlerin ve resmi ziyaretlerin en önemli erkek kıyafetleri haline gelmiştir.

Belden aşağı inen etek kısmı, diz kapağına kadar serbest bir döküm ile üretilmiştir. 19. yüzyıl modern Türk erkek giyimi olarak redingotlar pantolon ve yelek üzerine giyilmektedir. Siyah renkte kullanımlarının yanı sıra gri renkte çokça tercih edilen redingotlar yer almıştır. Fakat gri renk redingotlar çok zengin kesimler tarafından tercih edilmiştir. Fakat siyasi ve ekonomik buhranların olduğu dağılma dönemini yaşayan İmparatorluk’ta, günlük sosyal işleyiş içerisinde nadiren kullanılmıştır.

osmanli erkek kiyafetleri 46

Resim 55: Genel hatlarıyla redingot (solda), redingot giyen Ahmet Rıza Bey
(sağda)

Frenk Gömleği

Osmanlı İmparatorluğu’nda modernleşmenin en önemli bir sembolü haline gelen frenk gömlekleri, dar kesimli ve vücudu geleneksel kıyafetlerin aksine daha da ortaya çıkaran bir yapıdadır. Tanzimat’tan sonra toplumun bütün kesimine yayılan frenk gömleklerini öne çıkaran en önemli detay yakalarıdır. İstenildiğinde çıkarılabilen bu yakalar sert bir formda olup, kolalıdır. Kol kapaklarında bulunan manşetlerde istenildiğinde çıkarılabilen ve kolalı olan kol uçları da yer almıştır. Bu gömlekler isteğe bağlı olarak göğüs kısmı da kolalanmış bir şekilde üretilmiştir. Manşetlerin ağzı çok farklı şekillerde olan kol düğmeleri ile kapatılmıştır.

osmanli erkek kiyafetleri 48

Resim 57: Ressam Şeker Ahmet Paşa’nın giydiği frenk gömleği

Boyun Bağı

Tanzimat’tan sonra Osmanlı erkek kıyafetini tamamlayıcı bir unsur olan boyun bağları, alafranga giyim tarzının en temel unsurları arasında yer almıştır. Özellikle pantolon ve ceket kullanımının popüler hale gelmesiyle, boyun bağı kullanımı da bu doğrultuda hızlanmıştır. Kullanılan renkler özellikle 19. yüzyılın son çeyreğinde çeşitlenerek çoğalmıştır. Ulema tarafından olumlu karşılanmayan boyun bağı kullanımı çokça eleştirilmiş, dini kesim tarafından reddedilmiştir. Dönemi itibariyle ironik bir şekilde eleştirilerek, hayvanlara takılan yulara benzetilmiştir. Buradan hareketle de boyun bağına “medeniyet yuları” ismini vermişlerdir. Osmanlı döneminde kullanılan boyun bağları üç formda yer almıştır. Bunlar; kravat, papyon, plastron ve fularlardır. Boyun bağlarına bakıldığı zaman dönem dönem şekilsel farklılıkları olduğu görülmektedir.

osmanli erkek kiyafetleri 49

Resim 59: Recaizade Mahmud Ekrem’in (solda) ve Namık Kemal’in (sağda)
takmış olduğu papyonlar

Yelek

Kıyafet reformundan sonra kullanılan iki sınıf yelekler dikkat çekmiştir. Bunlardan ilki geleneksel camadanların devamı niteliğindedir. Bu tür yelekleri genellikle esnaf ve alt kademedeki siviller tercih etmişlerdir. Hem kıyafet reformundan önce hem de kıyafet reformunda sonra çokça kullanılmaya devam edilen camadanların bir diğer şekli de iç içe geçen ön kısımlara sahip olan yapıdaki olanlarıdır. Bunlar genellikle ön tarafta bulunan sol kanadın sağ koltuğun altına doğru çekilerek sabitlenmesi şeklinde kullanılmıştır. Bu elbiseler yakalı veya yakasız olarak da kullanılmıştır. İliklenecek kısmın ucu z harfi formunda zikzaklı bir yapıya sahiptir. Bu kıyafetler üzerine tercihen başka bir üstlük giyilmez. Yaka kısımları genellikle mavi tonları ve yelek rengi de siyah renkte tercih edilmiştir. Bu yelekler geleneksel camedanların modernize edilmiş şeklindedir. Camedanların aksine daha ince kumaşlardan yapılırlar ve yaka renkleri yelek kumaşından farklıdır.

osmanli erkek kiyafetleri 50

Resim 60: Geleneksel bir camedan (solda), 19. yüzyılın ikinci yarısında kahve satıcısı (sağda)

Avniye & Palto

Sultan Abdülaziz Döneminde popüler hale gelen, başlıklı kışlık bir erkek elbisesidir. Özellikle kış mevsiminde tercih edilen kıyafetlerden biri olarak yaygın biçimde kullanılan Avniye, genellikle kukuletalı bir yağmurluk formunda yer almıştır. Beden kesimi olarak oldukça bol ve rahat bir yapıya sahip olan bu kıyafetler; kolları bol, geniş etekleri, ayaklara kadar uzanan bir yapısı bulunmaktadır. Genellikle paşalar ve askeri unvana sahip olan üst rütbeli kişiler tarafından tercih edilmiştir. Serasker olan Hüseyin Avni Paşa tarafından, askerler ve paşalar için kışlık bir sokak kıyafeti olarak kabul edildiğinden bu kıyafete Avniye adı verilmiştir.

osmanli erkek kiyafetleri 51

Resim 61: Kalust Sarkis Gülbenkyan’ın iç içe geçmeli yeleği (solda) ve Abdülhak Hamit Tarhan’ın (sağda) giydiği standart formdaki ortalı yelek.

Elifî (Dar Kesim)

Şalvar Dar kesimli pantolon görevinde kullanılmıştır. Şalvarı andıran formu ile II. Mahmud Döneminde, batı gelişmelerine kapalı olan kesimler tarafından tercih edilmiştir. Batı pantolonu ile geniş dallı şalvar arasında bir çıkar yolu arayan ulema sınıfı, elifi şalvarlar tercih etmiştir. Kesim olarak pantolondan farksız olan elifi şalvarlar, pantolona göre hareket kabiliyetini daha da genişletmesi yönüyle ordu tarafından da kullanılmıştır.

osmanli erkek kiyafetleri 52

Resim 63: 19. yüzyılın son çeyreğinde elifi şalvar giyen bir Osmanlı sivili

Pelerinler

Pelerin, Osmanlı İmparatorluğu’nda kıyafet reformunun ardından bizzat II. Mahmud tarafından kullanılan erkek kıyafetleri arasında yer almıştır. Pelerinler, Avrupai tarzda giyilen örtü formunda yer alan erkek elbiseleridir. Genellikle kışlık olarak kullanılan pelerinler, tercihen başlıklı da kullanılır. Pelerinler, kolsuz bir şekilde yer alır, boyun önünden omuza doğru giden örgülü iplerle veya ip şeklindeki kalın kumaşlarla sabitlenir. Bu sabitleyicilerin ucunda altın veya gümüş renkli metal bağlayıcılar yer alır. Osmanlı İmparatorluğu’nda, alafranga giyimin bir diğer tamamlayıcı unsuru olan pelerinler, “harmani” adı ile de bilinmektedir. Genel yapısı omuzlardan aşağı doğru, topuk hizasına kadar iner. Geniş kesimlerde yer alan pelerinler en üst katmanda kullanılan modern kıyafetler arasına girmiştir Özellikle resmi törenlerde ve at binen devlet erkânından kimseler tarafınca çokça tercih edilmiştir. Pelerinler 20. yüzyılın ilk çeyreğinde de kullanılmaya devam edilmiştir.

osmanli erkek kiyafetleri 53

Resim 64: II. Mahmud (solda), Sultan Abdülmecit (ortada), Mahmud Şevket Paşa ve Enver Paşa (sağda)

Makferlan

Omuzlardan başlayarak bel hizasına kadar uzanan pelerinli paltoya verilen isimdir. Makferlanlar kolsuz olarak kullanılmıştır. Boyunda düğme ile sabitlenen pelerin, açık olan kolları kapatmak için takılır. 19. asrın en elit alafranga kıyafetleri arasına girmiştir. Çok nadir kişilerce tercih edilen bu kıyafet batılı giyim tarzının en uç noktasında yer almıştır.

osmanli erkek kiyafetleri 54

Resim 65: 19. yüzyılda giyilen modern makferlan temsili

Alafranga Setre (İstanbulin)

Redingotun darlığı ve kalıpsal duruşunun verdiği rahatsızlık, resmi törenlerde bir problem teşkil etmeye başlayınca, İstanbullu terziler tarafından daha yerli unsurları ifade edecek ve bu doğrultuda Avrupai modayı yakalayacak bir elbise üretilmiştir. Bu elbiselere istanbulin adı verilmiştir. İstanbulinler, saray erkânından başlayarak bütün siviller tarafından hızlıca kullanımı artmıştır. İstanbulinlerin redingotlardan farkı, göğsünün tamamen kapalı bir formda oluşudur. Yaklaşık 2 cm yüksekliğinde dik yakalara sahip olan istanbulinler, istendiğinde değiştirilebilen bir iç yakaya sahiptir. Bu yakalar genellikle hafif kolalıdır. Yakaların birbirine en yakın olduğu birleşim noktasında ilk düğme yer alsa da bu düğme iliklenmeden kullanılırdı. Genellikle yaka altından başlayarak bel hizasına kadar ortalama 6 düğme yer almıştır. istanbulinler de redingotlar gibi diz hizasına kadar uzun bir formda üretilmiştir. II. Abdülhamit Dönemine gelindiğinde, toplumda birebir Fransız kültürünü taklit ederek aradaki farkları kapatma adına ortaya çıkan “batılı alafranga Türk tipi” ile birlikte, İstanbulinlerin modası biterek yerini tekrar redingotlara bırakmıştır.

osmanli erkek kiyafetleri 55

Resim 66: Sivil istanbulin ve şeritli pantolon takımı (solda), daha sonraki bir
dönemde devlet erkânına ait süslemeli istanbulin (sağda)

Aksesuarlar

Tanzimat’tan sonraki modern Osmanlı erkek kıyafetlerinde aksesuarların önemi oldukça fazladır. Bu aksesuarlar genellikle ithal edilerek temin edilmiştir. Dönemin sanayileşmedeki eksiklikler sebebiyle bu ithalatlar 20 yüzyılın başlarına kadar devam etmiştir. Kullanılan aksesuarlara bakıldığında en çok dikkat çekenler; bastonlar, gözlükler, eldivenler ve köstekli saatlerdir.

Çerçevesiz Asma Gözlükler

19.yüzyılın ikinci yarısında Avrupai tarzdaki erkek kıyafetlerini tamamlayıcı unsur olarak ortaya çıkan bazı yeni aksesuarlar dikkat çekmektedir. Bunların en başında tek göz için kullanılan, çerçevesiz sadece cam formunda bulunan askılı gözlüklerdir. Bunlar genellikle sanatsal ve entelektüel kişilerce tercih edilmekte olup, kullanım itibariyle sabitlemesi oldukça güç bir yapıda yer alır. Çünkü tamamen kaş ile göz çukuru arasında sıkıştırılarak kullanılan bu gözlük çeşitleri, kullanan tarafından bir göz bozukluğundan ziyade tamamı ile dönemin Avrupa modası olması sebebiyle kullanılagelmiştir.

osmanli erkek kiyafetleri 56

Resim 67: Abdülhak Hamit Tarhan’ın tek camlı gözlüğü (solda), Osman Hamdi Bey’in çift camlı gözlüğü (sağda)

Köstekli Saat

19.yüzyıl Avrupalı tarzdaki erkek kıyafetinin yenileşme sürecine katkı sağladığı bir diğer aksesuar da hiç şüphesiz köstekli saatlerdir. Bu saatler genellikle Avrupa’dan ithal edilmiştir. Nikel, altın ve gümüş çeşitleri kullanılmıştır. Kullanıcının isteğine ve ekonomik durumuna göre bu saatler oldukça belirgin bir kimlikte kullanılır. Edebiyat, siyaset ve birçok sosyal sınıf tarafından kısa sürede kullanılıp popüler hale gelen köstekli saatler, Osmanlı İmparatorluğu’nun Tanzimat’tan sonraki üst tabakada yer alan erkek kıyafetlerinin vazgeçilmez bir aksesuarı olarak en çok kullanılan tercihler arasında yer almıştır. Bu saatlerin kullanımı genellikle yelekler ile birlikte olmuştur. Yeleklerde bulunan sağ ve sol ceplerde, genellikle birine saat diğer tarafına da saate bağlı olan askı zincirinin sabitlendiği görülmüştür.

osmanli erkek kiyafetleri 57

Resim 68: Saat dükkânı önünde bekleyen bir saatçi

Baston

19.yüzyılda bastonun erkek kıyafetini tamamlayan modern bir aksesuar olma niteliği II. Mahmud Dönemi ile birlikte başlamıştır. Özellikle II. Mahmud’un baston kullanımı ile birlikte bütün devlet bürokrasisinde önemli bir yer tutmaya başlayan baston, Tanzimat’ın ardından alafranga tipi olan Osmanlı Türk erkeğinin geleneksel bir aksesuarı haline gelmiştir. 19. yüzyılda bastonun kullanılması Osmanlı’da tamamen Avrupai bir modernleşme refleksi olarak gelişmiştir. Bastonun asıl görevi olan vücudun aksaklığını ortadan kaldırma göreviyle bu dönemde nadiren kullanılmıştır. Ulema ehli tarafından çok fazla tepki çeken bastonlar, döneminde “frenk değneği” olarak da adlandırılmıştır. II. Abdülhamit Döneminde ise tamamen modernleşmeyi öne çıkaran bir algı ile kullanılmaya devam etmiş, özellikle devlet memurları ve paşalar tarafından çokça tercih edilmiştir. Zaman zaman baston kullanımı gençlere de hitap etmiştir. Baston üretimi olarak Avrupai tarzdaki estetik kullanım formunda olan bastonların İmparatorluk’ta üretilememesi üzerine Londra, Paris ve Viyana gibi merkezlerden baston ithalatı yapılmıştır.

osmanli erkek kiyafetleri 58

Resim 69: Mesire alanında bir grup Osmanlı erkeği ve kullanılan bastonlar


T.C
BEYKENT ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
TEKSTİL TASARIMI ANASANAT DALI

Yüksek Lisans Tezi
Tezi Hazırlayan: Gülnur Dilara EVLİYAOĞLU
İstanbul, 2019

OSMANLI ERKEK KIYAFETLERİ” için 2 görüş

  1. F.burak

    Çok güzel bir çalışma olmuş teşekkürler ama koskoca sultan Abdülaziz hanı Abdül Hamit Tarhan diye belirtmişssiniz düzenlenirse iyi olur

    Yanıtla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir